Dr. A. M. TASKIN

 

2- M.Ö. KI DÖNEMLERDE BU ÜLKEDEKI TÜRKVARLIGI

Eski dünya uygarligi ile medeniyeti bakimindan, Afganistan büyük önem arz etmektedir. Bu ülkenin çesitli yerlerinde var olan çok sayidaki eski kentler, saraylar, inanç ile ibadet yerlerinde yapilan kazilarnin sonucunda bulunan degerli tarihi kalintilar bugüne kadar dünya çapinda söhret kazanmistir ki bu kalintilar bize binlerce yil önce bu topraklarda yasayan uygarliklar ile medeniyetlerin zenginligini göstermektedir.

Afganistan'da ilk arkeolojik arastirmalar, sözde "turist" kimligi ile ülkeye giren Avrupali haydutlar tarafindan yapilmistir ki bu hirsizlar kazilar sirasinda çikarilan tarihi eserlerin çogunu Avrupa'ya kaçirmislar. Ilk kez devlet anlasmasi ile Fransiz arkeologlar tarafindan (1922) "Afganistan-Fransa arkeolojik arastirma komitesi" kurularak, kazilara resmen baslanmistir. Bunun müteakiben Italyali, Amerikali, Japonyali ile eski Sovyetli arkeologlari çesitli yerlerde kazi yapmislardir. Bu kazilar sonucunda çikan esrlerin büyük bölümü bu ülkelerin milli müzelerini süslemektedir. Afganistan'da yillardan beri milli bir idarenin olmamasi yüzünden, bu zenginliklerin çogunlugu çalinarak ülke disina kaçirilmistir.

Sadece Hedde (Celalabad kentinde) denilen yerde yapilan kazilar sonucu çikarilan tarihi eserlerin sayisi 20 bini asmistir ki bu eserlerin arasinda dünyaca ünlü eserlerin sayisi hiç de az degildir. Sundan dolayi bati arkeologlarindan G. Masson kendinin eski Afganistan medeniyeti konusunda yazdigi eserinde, bu ülkenin "dogu arkeolojisinin gerçek ambari" olarak kabul etmektedir. O, bu eserlerin binlerce yil önceye ait oldugunu da kabul etmistir.

Bugünkü Afganistan'nin vilayetlerinden biri, 10. yy'dan 12. yy'a kadar Gaznalilar devletinin baskenti olan, Gazna'dan arkeolojik kazilar sonucu çikarilan tarihi eserler bu yerlerde birinci insan toplumunun yasamini 100 000 ile 200 000 yil önce basladigini göstermektedir. Bu insanlarin avci olarak magaralarda yasadiklari düsünülmektedir. Bu eserlerin arkeolajik bakimdan yüksek ehmiyete sahip oldugu süphesizdir. Sunun gibi, Afganistan sinirlari içinde kalan Güney Türkistan'nin "Kördere" bölgesinde yapilan kazilar sonucu, bu topraklarda insan toplumlarinin 35 000 ile 60 000 yil önce yasadigini ispatlamaktadir. Bu insanlardan kalan izler, onlarin bu bölgenin magaralarinda yasamis olduklarini belgelemektedir. Bundan baska, Amu-irmaginin iki kiyisinda yapilan kazilar sonucu, eski tas döneminde yasamis avcilardan kalan izler de bulunmustur. Bu izler, bu avcilarin buralara kadar geldiklerinin göstergesidir. G. Türkistan'da olan Aybeg kentinin "Kara Kemer" bölgesinden çikan tas ve kemikten yapilmis araçlar, tas döneminin en eski kalintilari olarak tanilmaktadir. "Kara Kemer"de bulunan bu magaralarin M.Ö. 10 000 - 7000 yillari aralarinda avcilarin yuvalari oldugu ispatlanmistir.

Amerikali arkeolog Dr. Loeu Duprey'nin Balh vilayetinde (Mezari Serif kentinin güneyi ve Amu-irmaginin kiyilarinda olan "Ak Köprü" de) yaptigi kazilar sonucunda, bir çok arkeolojik eserler bulunmustur ki bunlarin içinde tunçtan yapilmis kapakli ayna, yüzük, bilerzik, silah çesitleri ile baska nesneler ve özellikle lacivert taslari dikkate degerdir. Bu eserlerin yeni tas dönemine (M.Ö. 9000-2000) ait oldugu tesbit edilmistir. Bu arastirmacinin düsüncesine göre, bu çaglarda burada yasayan kisiler koyun ile keçi besleyip ve ayni zamanda tarim ile de ugrasmislar. Yine su arkeologun oyuna göre, yerin çok derinliklerinden bulunan eserler M.Ö. 20 000 yillara ait olmalidir. (Bak: Gobar, s.34)

W.I. Sarianidi, Mezari Serif ile Devletabat kentlerinin arasinda olan eski medeniyete ait bir harabe kentte yaptigi kazilar sonucu, çok sayida tarihi eser bulunmustur. Bu eski uygarlik izleri M.Ö. 2000 yilina aittir. Burada yasayan insanlarin tarim ile hayvancilikla ugrasdiklari ve ayni zamanda çanak ile çömlekçilik sanati yaninda, miymari bilgiye de iye olduklari görülmektedir. Bu insanlarin ev esyalari ile süs takilari sanatina kazanmis basarilari ile süs takilarina isledikleri koç ve sigir motifleri dikkat çekiçidir. Bu izlere dayanarak diye biliriz ki, bu insanlar demirçilik ile kuyumculuk sanatina en ince bir sekilde uzmanlasmis olmus emisler. Su gibi bu insanlar, savas araci olarak kulanilan kiliç, kama ile baltayi da çok düzgün bir biçimde yapmislardir. Bu uygarligin yaratanlari bina yapiminda tugla kulanip, kendi inançlarina göre, mermer taslarindan yontulmus oturan kadin ve hayvan heykellerini de yapmislar. Bu hayvan heykellerinin arasinda kanatli arslanlarin bulundugu, onlarin Mezopotamiya ile iliskilerinin oldugunu ispatlamaktadir. Bundan baska, Amu-irmaginin öte kiyisinda da ayni türden olan eserlere rastlanmaktayiz. Bu arastirmalarnin sonucunda diyebiliriz ki, Balh vilayetinin çevresi (Balh, bugünkü Afganistan'nin vilayetlerinden biridir ki Mezari Serif onun baskentidir) M.Ö. 7000-4000 yillar aralarinda nufus orani bakimindan en büyük bölgelerden olmustur.

Bu eski çaglarda, bu topraklarda yasayan kisilerin irki konusunda Avrupali ve bütün batili arastirmacilar, dogal olarak, hep susmaktalar, çünkü Avrupa'daki sanayilasma devrimlerinden sonra, irkçilik teorileri de Avrupali ülkelerde bir hizla ortaya çikmaya basladi ve bununla birlikte kültür bakimindan bir "Avrupa merkezçilik" veya da "Avrupa kültür sövenizmi" hakim olmaya basladi. Bu irkçi üstünlük düsüncelerine dayanarak, bütün bu izleri bazen "Arya" irkina bagli olma teorileri de üretildi. Bu oylara uygun Türkler "göçebe", "medeniyetsiz" bir ulus olarak gösterilmege çalisildi. Bu kültür sövenizmi ile Türk-yagiligini ret etmek için çok bilimsel taniklarimiz vardir ve tüm bu irkçi teorilerin gerçeksiz ve ilim disi oldugunu, Türkler yurdunda bulunan yüzlerçe kurgan ile teppeler göstermektedir. Eger "Fars"larin, ki kendilerini Avrupa irkindan olduklarini göstermege çalismaktadirlar, mitoloji ile yazili eserlerine bakilirsa, bir yandan Iran'nin karsisinda daima Turan vardir, Iranlilar'in Türkler yurduna geldikten sonra Turanlilar karsisinda yaptiklari savaslar bölge geçmisinin ana temelini olusturur. Baska yandan da yukarida söylenen bu uygarliklar "Aryali"larin bu topraklara geldiklerinden binlerce önce yaratilmis olmustur. Bunun için konuyla ilgili bazi kaynaklara bakmak gerekir.

Abu Ali Muhamed Belemi'nin "Belemi tarihi" adli eserine bakildiginda Hazreti Musa A. S'nin yalavaçligi (peygamberligi) döneminde, Alp Er Tonga (Afrasiyab) Türk kagani olarak Balh kentinde yasamis ve Türkler o çaglarda bütün Mevera-ul Nehir'den (Bati Türkistan'dan) Neysapura kadar hakim olmuslardir ve Alp Er Tonga Farslar'in kirali Menuçehr'in karsisinda savasmistir. Bunlarin yaninda, Belemi Fars edebiyati ile miteolojisinin kahramani olarak bilinen Gestasip'ten de söz etmektedir ki, onun döneminde Alp Er Tonga'nin karindasi/kardesi olan Hizirasip (Ercasip) Türkler kagani sifatinda Balh'da Gestasip'la savasmistir ki bu savaslarin izi olan Isfendiyar ile Rustem'in savasi Firdevsi "Sahname"sinin konusu ve bu kisiler de onun ölmez kahramanlaridirlar. "Tarihi Teberi" de Balh konusunda aynen Alp Er Tonga ile Menuçehr savaslarindan söz etmektedir. (Bak: Mir Abedini, s. 13-17)

Arkeolojik arastirmalar bakimindan çok önemli tanilan yerlerden baska birisi, Afganistan'nin dogusunda ve bugün büyük bir vilayet olmus ve çogunlukta Pestunlar yasamakta olan bölge, Kandahar vilayetidir. Bir yandan bu vilayetin ve baska yandan da Hinduküs daglarinin güneyinde yerlesmis olan "Mündügek" adli bölgede, 1951'de arkeolojik arastirmalar yapilmistir ki bu arastirmalarin sonucuna göre, buralarda M.Ö. 4000-3000 aralarinda insan topluluklari tarimçilik ile hayvan besleme kültürüne iye olup, bir yerlesik yasama geçmislermis. Bu arastirmalarni J. M. Casal önderlik etmistir. Mündügek'ten bulunan seramik çanak, çömlek gibi baska araçlar, onlarnin o çaglarda bile çarklarla yapilmis olduklarini, kanitlamaktadir. Bu seramikler basit olmayip hatta çizgiler ve sekillerle süslendirilmisler. Burada yasayan kisiler ile yaratiklari esrelerin o çaglarda Belüçistan ile Türkmenistan'da yasayan kisiler ile iliskileri oldugunu bu bölgelerden bulunan izler göstermektedir. Mündügek'ten bulunan eski çaglara ait bu uygarlik izleri, yaliniz seramikten ibaret olmayip, belki bunlarla birlikte bakir, demir ve pirinçten yapilan baltalar, kiliçlar ve taki süslemeleri de öz içresinde bulundurmaktadir. Bu uygarligin en uç noktasi M.Ö. 3000 yillarina aittir ve arkeolojik arastirmalara bakildiginda, Mündügek'nin bölge baskenti olmus oldugu düsünülebilir. (Bak: Masson, s.15ff)

Paris müzesinin tanilan bilginçlerinden Dominicue Darbois, Mooreroft teorisine dayanarak Mündigek uygarligi ve kültürünün en eski iyelerinin irk bakimindan "Mogol irkli" olduklarini kanitlayip ve onlardan kalan nesiller de bugüne kadar Pamir ile Hinduküs daglari yamaçlarinda yasamaktadirlar deye yaziyor. Darbois'in düsünçesine göre, Mündügek'ten bulunan eski kent kalintilari gösteriyor ki insanlar o çaglarda bir belli pilan üzerine (M.Ö. 3000 yillarda) kentler kurup, Elam ile Kelde gibi baska uygarliklar merkezi ile ticaret yapmakta emisler. Yine su bilginçnin baksina göre bu uygarlik daha sonralarda Hindistan'a tasinmistir. (Bak: Auboyer, J. ve Darbois, D. s. 19)

Bunun disinda Mündügek uygarliginin, Anau (Türkmenistan'da) ve Mezopotamiya uygarliklari ile iliskiye olmus olduklari kanitlanmistir. Mündügek kalintilari yedi döneme ayrilmaktadir ki bu dönemler M.Ö. 4000-500 yillarina kadar devam etmistir. 1. dönem M.Ö. 3000 yillarina aittir. 2. ile 3. dönemde ise yerlesim kültürü açikça görülmektedir. Amma 4. dönemde pilan üzerine kurulan binalar vardir. 5. dönemde nufus sikisikliginin yüksek oldugu görülüyor. Bu dönemde evlerde ocaklarin varligi kanitlanmakta ki bu ocaklarda sicaklik 600-1100 derceye kadar yükselme imkanina iye olmustur. Su dönemde seramikler çarkla yapilir, çizgi ve çesitli dogal boyalar kulanilmistir. Bu boyalar içinde Türk mavisi en seçkin ve en fazla kulanilan boya idi ki bugüne kadar da Türkler arasinda Türk mavisi kutsal renk olarak kabul edilmektedir. Eger 4. dönemde hayvan heykelleri görülse de 5.dönemde insan heykeli ile oturan kadin heykeli mermer tasindan yontulmus olursa da, damgalar kemikten ve ölçü aletleri de tastan yapilmistir. (Bak: Auboyer,J. s. 16)

Hint ve eski Iran'nin kutsal yazilari olarak taninan Vidalar ile Avista'ya bakildiginda, yukarida söyledigimiz Mündügek ve baska kentlerin yollarini çok eski çaglarda, Arya kavimler tarafindan kulanilmis oldugunu görülüyor. Eger kabul edebilseydik, ki bir çagi Aryalilar Iran bölgelesinden Hindistan'a göçmüs olmus olsalar, tabiidirki bugüne kadar bu yaliniz bir teoridir ve gerçek oldugu kanitlanmamistir, bu göçebelik M.Ö.1200 yillara rastlanmaktadir. Halbuki Mündügek'te M.Ö.4000 yillarda uygarlik ve kentlesme kültürünün varligi tesbit edilmistir ki bu uygarlik gerçekten Aryali oldugunu iddia eden kavimlerle hiç bir bagi bulunmamaktadir. Bu göçebeler yukarida adini andigimiz yollardan yanlizca geçmisler ve bu yolboyu gördüklerini yazmislar ki bu yazilar da onlarin bu uygarligin iyesi olduklarini göstermek için hiçbir kanit vermiyor. (Bak: Auboer,J. s.19)

Firdevsi kendi "Sehname"sinde Aryalilar'in kirallari okuma yazma bilmezken, baskalarin demek Türklerin, onlara okuma ile yazma ögrettigini unutmayip yazmistir.

Bu topraklardan ele geçirilen binlerçe yil öncelerden kalan belgelerle yine su yurtlarda yasamis uygarliklarin izlerine dayanarak diyebiliriz ki, Türk töresi, gelenekleri, uygarligi ile Türklügün en eski soy besiklerinden biri de bugün yapay olarak Afganistan ismini takildigi topraklardir. Bu topraklarin koynunda yasamis binlerçe baska izlerde vardir, ne yazik ki olar bugüne kadar arastirilamamistir. Biliyoruz ki bütün bu kalintilarin çogunlugu Avrupali arkeologlar tarafindan arastirilmistir ki, bunlarin çogunlugu "Avrupaçilik" ve "Aryaçilik"in irki üstünlügüne inanilarak haksizlikla bu uygarlik ve medeniyetin zorla eski Iranlilar veya Farsilara, demek hiç var olmagan bir ulusa, maletme gayreti içresine girmistirler.

Yanliz Afganistan'a bagli topraklardan bugüne kadar 60'dan fazla arkeolojik yer tesbit edilmistir. Bu yerlerden bulunan tarihi kalintilarin çogunlugu Anau ve Mezopotamya uygarliklari ile iliskileri kanitlanmistir. Tabiidir ki Sümerler Arya irkindan olmayip tam aksine olarin Türkler'le dil, töre, gelenek, inanç ve medeniyet birligi artik kabul edilmektedir. Bundan dolayi diyebiliriz ki, Sümer uygarligi çaginda bugünkü Afganistan topraklarinda da parlak bir Türk uygarligi kurulmus ve bu iki karindas uygarligin arasinda büyük bir ayniyet (birlik) görülmektedir.

Kuskusuzdur ki, Türklere düsman olan bir avuç avrupali Türkologlar ve arkeologlar kendi Avrupaçilik ile Aryaçilik hayalleri ugruna eski Türk kültür ve uygarligini çesitli savsatalarla inkar ederek bir insanlik ayibi islemektedirler. Ancak, dünyanin dört bir yanindan çikarilmis Türkler'in eski uygarligina ilgili parlak belgeler arkeologlarin, Türkler'i görmez olan gözlerini bile kamastirmaktadir.

1979'cu yilda, Sovyetler arkeologu W. I. Sarianidi'nin kilavuzlugunda, G. Türkistan'da, demek Cevzican vilayetinin baskenti Sibirgan'nin* çevresindeki Altin Tepe adli yerde miladi 1.yy'a ait bir kaç mezar açildi. Bu mezarlardan tüm altina sarilmis ve altin süslemelerle gömülen kisilerle birlikte 30 000 den fazla altin taki, süs ve esya bulundu. Bu mezarlar Yüce veya Yüçi Türkleine** aittir ki bu Türkler öz ana yurtlarini vahsi ve barbar yagilari olan Yunanlilar'dan (Iskender'in siyasi kalintilarindan) kurtarip, büyük Kosanlar devletini kurmusturlar. Adi geçen mezarlardan çikarilan takilar ile süsler içinde bugüne kadar Türkler arasinda yüksek öneme iye olan hilal, yildiz, kurt ile çok göktaslarinin bulunmasi onlarin Türkler'e ait oldugunu kanitliyor. Bu eserlerin bugün nerede oldugunu veya hangi sümürgeçi ülke müzesinin asagi katlarinda bulundugunu pek bilmiyoruz.


 

_____________________________

* Suburgan, Simirkan veya da M. Kasgarli'ga göre "Suburgan: Masatlik,müslüman olmayanlarin mezarligi. Su savda dahi gelmistir: Suburganda ev bolmas, topurganda av bolmas = eski mezarlikta ev olmaz, gevsek toprakli yerde av olmaz", Divanü Lügat-it-Türk, 1. cild, s. 516.

** Bu sözün kökü büyük, yüksek, ulu anlaminda olan yüce sözünden gelmeli, çünkü Türklerin arasinda kendi boy veya soylarina hep böyle anlamlari olan adlari verme gelenegi çok yaygin olarak görülmektedir, örnek tanri veya iye anlaminda olan bayat sözü (Bayat boyu'na) ve su gibi yine tanri, yüce ve asiman anlaminda olan kök sözü (Kök Türk'lere) ayni anlamlarni tasimaktalar.