Dr. A. M. TASKIN

 

4- TÜRKILI'NDE YAD HAKIMIYETI

Nadir Avsar'nin (1734-1747) ölümünden sonra, onun sarayinda yasamakta olan ve kiz kardesi de Nadir Avsar'in karisi olan Abdalli Ahmet Han,* Bugünkü Afganistan'nin vilayetlerinden biri sayilan Kandahar'i kendi kurdugu devletin baskenti olarak seçmisti. O, kendini kral olarak açiklamasinin ardindan çesitli siyasi amaçlar yüzüden Abdalli adinin yerine kendine Dürani adini takti.

Ahmet Han, kendi urugu ile Abdalli oymaklarinin yüzyillardan beri Pestunlar ile birlikte yasadigi ve Pestu dili ile Pestunlar'in geleneklerini de benimsediklerinden dolayi, siyasi olarak Afganlar/ Pestunlar'a dayanarak ilk Afgan veya da Pestun devletini kurmus oldu. Böyleçe bu topraklarin tarihinde ilk kez bir Pestun hakimiyeti, o da özlügünü yitirmis bir Türk tarafindan, gerçeklesti. Bu devletin kurulusu gelecekte ülkenin basina çok büyük ve agir belalar açti. Ahmet Han 1751'ci yilda Sah Veli adli kumandaninin önderliginde bir büyük orduyu Herat sehrinden G. Türkistan'a gönderdi.
Bu çagda Türkistan, Buhara Emirlig'nin** yönetimi altinda idi. Sah Veli G. Türkistan'da bir kaç bin ölüyü arkaya birakarak Kandahar'a döndü. Ahmet Han'nin ana amaci Hindistan'ni isgal etmek idi, ancak o Buhara Emirlig'nin güçsüz oldugunu duyarak, onun etkisini bu bölgeden silmek istedi. Türkistan beyleryi bir iki yildan sonra haraç vermeyi durdurdular ve böyleçe kendilerini yine özgür açikladilar ki bundan dolayi 1768'ci yilda yeniden Sah Veli bir büyük ordu ile G. Türkistan'a saldirmis oldu. Bu kez Buhara Emiri Murat Bey savas hazirligina girdi. Ahmet Han bunu anlayinca baskumandaninin arkasindan kendisi yeni bir ordu ile Herat'tan Meymene'ye saldirdi. Böyleçe, bu olaylari duyan Buhara Emiri Ahmet Han'a karsi savasmak için Karsi kentene kadar ileri geldi. Ayri nedenlerden dolayi iki ordu bir birine karsi savasa girmedi çünkü iki taraf Amu-irmagi'ni kendi aralarinda sinir olarak kabullandilar. Böyleçe G. Türkistan ana Türkistan'nin bagrindan ayrilip yad ellere düstü. Bu olayin arkasindan Ahmet Han, kendi ile götüren ordusunun bir bölümünü kalici olarak G. Türkistan'a yerlestirdi. Bu ordu daha sonralari oradaki özgürlük ayaklanmalari çöktürmek yoluna yardimci oldu. Bu orduya da "Eski Ordu/Köhne Lesker" adini koymuslar.

Ahmet Han'nin ölümünden sonra, onun oglu Temür Sah yerine tahta geçti. Temür Kandahar ile onun çevresinde bulunan ve atasinin kral olmasina yardimçi olan beylerle hanlarin etkisini azaltirmak için idare baskentini Kandahar'dan Kabil'e tasidi. O, her seyden artik tatli yemekler ile güzel kizlarla karilari severmis. Bunlardan dolayi onun döneminde ülkede çok büyük olaylar olmamistir, ancak onun ölümünden sonra bir yandan ondan kalan ogullari arasinda hanedanlik kavgalari ve baska yandan da ayrim oymaklarin devletin basina kunma umutlari için tasarilanan ayaklamalar baslanmis olmus ki tüm bu hakimiyet güresleri bu ülkenin kisilerine çok pahaliya mal oldu.

19. yy'da bir yandan Ingilizler Hindistan'a (Babur Sah'in kurdugu kaganlik) ve baska taraftan da Ruslar Bati Türkistan'i boyunduruklari altina almaga baslamistilar. Yeni ortaya çikan bu iki sümürgeçi devletin gözü Türk topraklarina dikilmisti ki Afganistan ile ona bagli G.Türkistan bu iki dev isgalçinin arasinda bir sinir seridi olarak kalmis oldu. Amma Hinistan'ni kurumak için Ingiliz'in etkisi Afganistan'da artarak 1839'cu yilda ilk kez Ingiliz ordusu bu ülkeye saldirdi. Bu olaydan sonra 1919'cu yila kadar Ingilizler üç kez Afganistan'a karsi savasa girdiler, bu ülkeye karsi yaptiklari her savasta da agir yenilgeler ile karsi karsiya kaldilar ki son savasta (1919) Afganistan yalnizça Ingilizler'i yenmedi, belki kendi siyasi bagimsizligina da kavustu.

Yukarida özetledigimiz hanedanlik ile iç kavgalar ve disaridan olan karismalardan dolayi Abdalilar kisa zamandan sonra demek 1843'cü yilda hakimiyetlerini yitirdiler, onlarin yerine bir baska Afgan/Pestun urugu yani Muhamedzai kabilesinden Dost Muhamed adli kisi Ingilizler ile Ruslar'in anlasmasi ile Kabil'in tahtina geçti. Dost Muhamed ve onun arkasindan gelen tüm emirler Ingiliz'in ajanlari olarak ülkeyi yönettiler. Bu dönemde Afganistan'nin içinde olup geçen tüm bu olaylarin akiminda G. Türkistan'a baktigimizde görüyoruzki G. Türkistan 19. yy'dan 20 .yy'in baslarina kadar defalarca Afganlar'in saldirilarina maruz kaldiysa da yine öz iç özgürlügü ile milli kimligini saklamayi basarmisti. 19. yüzyilin sonlarinda Ingiliz ile Rus sümürgeçileri kendi aralarinda yaptiklari bir anlasma ile Afganistan'da yine bir dönemi baslattilar ki bu dönem, akitan kanlarindan dolayi, bu ülkenin geçmisinde en kara bir sayfayi açmistir.

Muhamed Efzel'in oglu ve Dost Muhamed'in torunu olan Abdurahman (1880-1901), dokuz yasinda iken G. Türkistan'nin valisi olan babasinin yaninda yasamak için bu bölgeye geliyor ve 15 yasinda da G. Türkistan'da yerlestirilen Afgan/Pestun ordusunun genelkurmay baskanligina geçiyor. Böyleçe Abdurahman babasinin valiligi döneminde ve ondan sonra kendinin kralik döneminde, merkezi hakimiyeti kurma bahanesiyle Türkistan'da ve baska bölgelerde hiç bir insani ve ahlaki kural ve sinir tanimadan alçakça zulum ve soykirimi yaparak kisilernin kesik baslarindan kaleler yapmistir. Onun yaptiklari insanlik suçlarindan en güzel ve gerçek örnegi kendisinin yazdigi (onun kendi okuma yazma bilmediginden dolayi yazmis olmasa da yine onun adina yazilmistir) eserden vermek istiyoruz. Abdurahman bu kitapta G. Türkistan emirlerinden olan Emir Atalik'la yapmisoldugu savaslari söyle anlatmaktadir: " ...ben esir aldigim kisileri topun agzina koyupta topu öylece atesliyordum. Üç yillik savas döneminde bu iskence yolu ile öldürdügüm kisilerin sayisi 5000'ni asmistir. Benim askerlerim tarafindan bu sistemle öldürülen kisilerin sayisi 10000'den de çok olmustur." (Bak: Sefername ve Hatirat-i Emir Adurahman Han, s.47) Abdurahman devrinden baslayarak G. Türkistan bütünüyle Kabil'in idaresi altina girdi. Böyleçe yerli beylerin etkisi de yavas yavas yok olup gitti.

Abdurahman'nin ölümünden sonra oglu Hebibullah (1901-1919) emirlik tahtina oturmus oldu. Onun da dünyada en sevdigi nesnelerin basinda yemek ile güzel kadinlar gelirdi, ancak bu dönemde Türkiye'de araya gelen yeni düsünçeler ile sümürgeçilige karsi ayaklamalar ve çagdaslasma çabalari, daha dogrusu Avrupalasma telaslari, bu ülkeyi de etkilemeye baslamisti. Hebibullah ancak çevresindeki karilardan baska bir sayi düsünebilmezdi. Böyle bir ortamda Habibullah 1919 kendi oglunun da yardimi ile gittigi bir av sirasinda avlandi ve bundan dolayi kralik yolu Amanullah'a açilmis oldu.

Amanullah (1919-1929), Türkiye Cumhuriyetinde çok iyi ve gerekli degisimler yaninda çagdas- lastirma ve yenilestirme amaclari altinda isletilen bir takim kör ve kisir avrupalastirmanin etkisi altinda, ülkenin tüm töreleri ile gelenekleri ve degerleri ile inanç duygularini degistirmek istedi. Onun bu yaptiklari veya dogrusu yapmak istedikleri, bir az da Ingilizler'in abartmalari yardimi ile, kamuyu ona karsi ayaklandirdi. Sonuçta Amanullah ülkeyi birakmaya mecbur kaldi ve ülkeyi bir hirsiza birakarak ailesi ile Avrupa'a kaçti. Böyleçe kisa bir zaman içresinde de olsa Afgan/Pestun tarihinin sayfasi kapanmis oldu.

Sakav oglu Habibulla (19.01.1929-15.10.1929), Pencsir köyinden olan bir Fars kökenli hirsiz idi, Ingilizler'in yardimi ile Amanullah'a karsi yapilan ayaklamalari kullanarak Afgan/Pestun hakimiyetini çöktürmeye kalkti, ancak ülkenin içinde Farslar'dan baska ve disari da kollavci bulmadigindan dolayi kisa zamanda yokatildi. Böyleçe Farslar'in ülkedeki kisa dönemli hakimiyetleri bitmis oldu.

Muhamed Nadir (1929-1933), Amanullah kraliginin baslarinda Avrupa'da onun elçisi olmustu, ancak krala karsi yükselen ayaklamalarla birlikte o da elçilik görevini birakip Avrupa'a çekilmis oldu. Amanullah'nin ülkeden çikmasi ve onun arkasindan Sakav oglu Habibullah'in hakimiyete geldikten bir kaç ay sonra ayaklamalarla karsi karsiga kaldigini ögrendikten keyin Ingilizler'in buyrugu ile korumasi altinda, o çaglarda Ingiliz sümürgesi olan Hint üzerinden, ülkeye girmis oldu. Nadir ile kardesleri bir yandan ülkenin güneyinde yasayan Pestunlar'a bir takim imtiyazlar sözü vererek yardimlarini kendine çekip ve baska taraftan da Ingiliz'in mali kollamasini saglayarak Sakav oglu Habibulla'a dört yandan saldiriya basladilar, Habibulla kisa zamanda kendine taslim olmadan baska bir yol görmeyip, Nadir ile iliskiye girdi. Nadir ona eger taslim olursa hiç bir say yapmayacagi ve onu öldürülmeyecgi dogrusunda ant içerek bir Kur'an-i Serif'e kendisi imza edip Habibullah'a gönderdi. Çok saf olan Habibullah da Nadir'in andina inanarak, kendini ona taslim etti. Nadir de onu yakaladiktan sonra, beklendigi gibi, kusbasi gibi dogradi. Habibullah bilmesti ki Nadir'in babalari hep Kur'an-i Kerim'e ant içip ve imza atip, sonra içtigi andi bozmustular. Farslar da bu olayin öcünü almak için hep uygun zaman arardilar, taki 1933 yilinda Nadir bir lise mezunlarinin diploma törenine katilmisti ve bu mezunlardan biri tören akiminda ona saldirarak öldürdü.

M. Nadir'in öldürülmesinin ardindan oglu Muhamed Zahir (1933-1973) onun ornuna ülkenin krali oldu. M. Zahir kral oldugu anda çok genç iken amcalari, onun bu denetimsizligini kullanarak, sira ile birisi basbakan olurken baskasi önemli bakanliklari üstlenerek ülkenin tüm sorunlari ile yönetimini kendi ellerine aldilar. Böyleçe 30 yil amcalari ile amca oglunun etkisi ve gölgesi altina kalan Zahir bir okla iki kus atmak istemis oldu. O, bir yandan kendini amca ogullari ile aile çevresinin gölgesinden kurtarmak ve baska yandan da dünya kamuoyuna kendini bir demokrat kisi olarak göstermek için, demokrasi oyununa girdi. Bu oyundan dolayi ülkede mesrutiyyet* düzeni açiklandi ve ona göre, yasama, yönetme ve denetme organlarinin görev ile is alanlari ve kralin da dokunalmizlik hakkini kuruyarak devletin temsilçisi sifatina anayasaya belirlenmisti. Yasama organi iki meclisten, Meclisi Surayi Milli ve Meclisi Sena, araya gelmisti. Sunundek çikarilan bu yeni anayasada kralin ailesinden basbakan olmasi ile basbakanlik içresinde yer almasi yasaklanmisti. Bunlarin yaninda kamuga parti kurma hakki disinda özel gazete çikarma, gösteri, yigilis gibi demokrasinin ilkeleri tanilan ayrim haklari da bu anayasaya yolundan vermisti. Bu siyasi degisiklikten dolayi kral da kendi aile gölgesinden kurtulmustu ve bununla birlikte, ülkede yapilan seçimler, Kabil'de haftada bir kez çikarilan kaç özel gazete, ayrim dilekler yüzünden sokaklara dökülen ögrençiler, ayrim dünya görüslü örgütlerin kurulusu, . . . dolayi dünyada onun görüntüsü de iyilesmisti.

Iç siyaseti bakimindan, M. Zahir ülke okullari ile yüksek ögretim yerlerini sag ile sol ideolojisinin yandaslarina birakti ve onun tek korkulu rüyasi bu ülkedeki Türkler'in milli uyganisi idi. Bu için o her seyi de kabullanmissa, Türkler'e hak vermeyi bütün gücü ile hep reddetti. Önceki dönemlerde baslatilan Pestu dilini yayma çabalari ile Pestunlar'i türlü yollar ve yöntemler ile G. Türkistan'da yerlestirme siyaseti güçlendirildi. Devlet yöneticileri içresinde, bakandan yazmana kadar, yem ile kayirciçilik en yüksek ölçüde yayilmisti. Sanayilesme ile tarimi yükseltirme ve bunlar için altyapiyi kurma yerine, hep uluslar arasi kuruluslardan kamu adina dilemçilik etildi ve ülkenin pazari disaridan gelen mallar dogrusunda iyesizce açik birakildi, ne milli sanayi yaratildi ve ne de var olani korundu ve yüzyillardan beri ülke isteklerini karsilagan el sanayi de ithal edilen mallar karsisinda issiz birakildi ve bunlara benzer milli olmayan isler gündem konusu olmustu.

Dis siyasete gelince, ülkenin güneydogusu batili ülkelerin ve kuzeyi de Ruslar'in takdirine birakilmasindan dolayi, M. Zahir Afganistan'ni çesitli ideolojilerin güres alanina çevirmisti. Ordunun bir bölümü Rusya ile dogu Avrupali ülkelerde, bir baska bölümü de Amerika ile ayri bati Avrupali yurtlarda ögretim görüyorsa, durum ülkenin tek mülki ögretim merkezi olan Kabil üniversitesinde de çok baskaca degildi. Kabil bir yandan ayrim ideolojik çatismalarla bölgeyi etkileme güresinin alanina ve baska yandan da uyusturucu alisverisi ile ahlaki çöküsün merkezine çevrilme durumuna götürül- müstü.

Yürülüye giren yeni anayasadan dolayi basbakanliktan uzaklastirilan, kralin amca oglu Muhamed Davud (1973-1978), asagi yukari on yildan sonra bir askeri darbe ile M. Zahir'i mat etti. O, kendine kral demeyip ülkede cumhuriyet düzeni açikladi ve böyleçe Afganistan'a krallik dönemi bitmis olmustu. Iste M. Davud, kralin döneminde anayasaya yolu ile verilen sözdeki demokratik haklari tümü ile yasakladi. Bir dünya gezisinin ardindan, o dis iliskilerinde agirligi bati ülkerine koymak istemis oldu. Davud'un bu siyaset degisikligini sezen Rusya, onun isini bittirmeyi düsünerek, solçi ve Moskova yanlisi olan Afganistan Demokratik Halk Partisi'ne (ADHP) bagli ordu mansublarini askeri darbeye buyurdu (27. Nisan 1978), Davud bir kaç aile azasi ile birlikte öldürüldü ve böyleçe ülkede yeni bir kanli dönemin gelis yolu açilmis oldu.

ADHP'nin hakimiyet dönemi (1978-1992) göz yasi ile ayriliklar, kan ile öldürümler, açlik ile gurbet, bozukculuk ile sümürgeçilikler, ve . . . ile belirleniyor. Bu dönemi özellikle üç baskica görebiliriz.

Ilk baskiç, 27. Nisan 1978'de baslanip 24. Aralik 1979'a kadar izlenir. Ruslar'in danismasi ile ülkenin bir korku ve iskence hapishanesine çevirilmesi bu baskiçin en özelligidir. Ruslar yillardan beri bu ülkede besledikleri itleri, bu ülkenin isgali ve kendilerinin yüzyillardan beri gördükleri sümürge rüyalarini gerçeklestirmesi için kullanma çaginin geldigini düsünerek, avciliya biraktilar. Ruslar'in ana amaci ADHP önderliginde yerel yönetimi kullanarak ülkeyi bir yas ve korku evine çevirmek ve sonra bir kurtarici rolunu oynayip, ülkeyi isgal etmek idi. Bu oyunun gerçeklesmesi için yüzbinlerçe kisi yasamini ve milyonlarca kisi de ev ile köyünü yitirmis oldu ve sonucta Rus ordusu ülkeye girdi, böyleçe Afganistan kaygilarinin ikinçi baskiçi baslandi, ki Nor Muhamed Tereki ile Hafizullah Emin bu oyunun bas oyunculari olmustular.

24. Aralik 1979'da Ruslar'in dolayisiz isgali ile Afganistan'da bir kara dönemin ikinçi baskiçi baslanmisti ki bu facianin bas oyuncusu Babrek Karmel idi. O, Rus ordusu ile birlikte ülkeye girdi ve böyleçe bu ülkenin tarihinde bir kara sayfanin nedenlerinden en önemlisi oldu. Bu baskiçta Ruslar'in Afganistan'da yaptiklari tüm incelikleri ile henüz unutulmamistir ve gelecekte de unutulmayacaktir. Yüzbinlerce ölünün arkasindan kalan gözü yasli analar ile genç dol kadinlar ve issiz ve babasiz kalan çocuklar, milyonlarca sakatlanmis yasli ve genç veya da çocuk, evini ya da köyünü birakmaya mecbur kalip gurbet yoluna düsen milyonlarca kisi ve açlik, hastalik ile yoksullukta mahküm kaldirilan yine milyonlarca kisi, bu baskiçin damgasidir. Bu ülkeyi kendi boyundurugu altina alma umudu ile kazanma olanagini yitiren Ruslar, yine dolayli olsa da bu ülkeyi kendi etkisi altinda saklayis için, isgal oyuncularinin degistirdiler ve böyleçe yine bir son baskiç baslatildi.

Rusya B. Karmel'in artik yararli olamayacagini anlayarak, yerine KGB ajanlarindan biri olan Necibullah'i (1986-1992) götürdü. Bu baskiçta çesitli yollardan duruma hakim olmaya çalisildi, ancak günden güne yürütülen Pestunçuluk tuzunu artiran Necibullah, silahli Türkler'in güvenini yitirdigi anda, hakimiyetini de elden vermis oldu. Böyleçe Orgeneral Abdulresid Dostum ile onun birliklerinin rolu essiz ve ölçülenmezdir. Nacibullah'nin hakimiyetten çekilmesi ile, o zamana kadar Pakistn'da bekleyen iste "Mücahitler" ülkeye akin ettiler. Böyleçe yeni bir baska kanli dönem ülkenin tarihinde baslanmis oldu. Iste Necibullah, "Taliban" döneminde bir kardesi ile birkikte Kabil'de asildi.

Necibullah hakimiyetinin sona ermesi ardindan yillardan beri koltuk ile makam özlemine yanan sözde "Mücahitler" Pakistan'dan Kabil'e akin ettiler. Bakanliklar, devlet yönetiminin idareleri, özel ve kamu varligi kumandanlar ile yandaslari arkali talan edildi. Ayrim silahli kumandanlar, Kabil sokaklarini kendi ganimetleri olarak, aralarinda paylasmaga basladilar. Böyleçe tüm ülkede yeni bir koltuk ile makam ve kendi etki alnini genistirme savasi otlandirildi. Bir yandan ganimet toplama ile özel çikarlar ve baska yandan da, o zamana kadar ortak yagi tanilan isgalçi Rusya'ya karsi savas örtüsü altinda gizlenen milli sorunlar, yüze çikmaya basladi. "Mücahitler"i o güne kadar, kendi belli amaclari için, mali ve manevi yardim eden ülkelere, basta ABD olmak üzere, bu durum saskinlik yaratmis oldu. Kendi yardimi ile büyütüp besleyen partilerden bekledigi sonucu ve umdugu ilgiyi görmeyen ABD, bir okla iki kus vurmayi tasarladi. Bir yandan "nankörlük" eden Afganistanli "Mücahitler" den öç almak için ve baska yandan da, Afganistan ile ona komsu ülkelerde, bati dünyasi ve özelikle ABD bakisindan gerekli oldugundan fazle yükselen Islami duygularin önünü kesmek için, CIA yeni olanaklari düsündu. Baska bir sözle, dogu ideolojisine karsi savasta bati ideolojisini yandaslari tarafindan en etkin ve kesici arac tanilip ve genis ölçüde yardim verilen ve kullanilan inanç duygulari, bu ideolojinin çöküsü ile artik yararsiz ve gereksiz oldugu duyuldu ve onun önünü kesmek için yollar düsünülmeye baslandi.

Yukaridaki amaca erismek için Pakistan'nin istihbarat dairesi bir yandan o ülkenin kökten dinçi partileri ile milletçi örgütlerinin yardimi ve baska yandan da CIA'nin mali ve manevi destegi ile, Pakistan devletinin yurtdasi olan Pestunlar ile o yurtta yasayan Afganistanli Pestun kökenli siginmacilari örgütlemeye basladi. Bu taslagin sonucu "Taliplar" adini tasiyan bir örgütün Pakistan istihbarat dairesinin kilavuzlugunda bol silah ve pare ile o ülkeden Afganistan'a gönderilmesi idi. "Taliplar" örgütünün üzerinde karisik amaclara erisme tuzagi kurulmustu.

Bu örgütü yaratan ve onun yasama geçisine büyük mali destegi olan CIA'nin ana amaci, bir yandan ABD'den koparak baska güçlere yönelen "Mücahitler"i bir yeni dini örgüt ile ezip ülke siyaseti alanindan çikarmak ve baska yandan da Islam inancina dayanmis, böyle bir asiri dinçi ve hiç ahlaki kural tanimayan, örgütün bu ülkenin hakimiyetine götürülmesi ile ülkede binlerçe kisinin ölüdürülmesi ile çagdisi baskilar altina alinmasindan dolayi, Islam'i yalnizca Afganistan'da degil belki de dünya kamuoyuna da karalamak idi. Böyle bir olaydan sonra, ABD kurtariçi olarak Afganistan'ni isgal edip ve bunun ardindan da Türk Cumhuriyetler'inde bulunan dogal bayliklari, basta Rusya olmak üzere, bölgedeki güçlerin etkisinden korumak için, askeri birliklerini bu cumhuriyetlere kondurmak dilemisti. Bunlarin yaninda CIA için, "Talipler" ayrim Arap kökenli ve Arap olmayan müslüman gelismis ülkeler ile agir sanayi iyesi olan batili ülkeler arasinda büyümekte olan ekonomik ile sanayilesme uçurumu ve ABD'nin sümürgeçiligi ile barbarligina karsi günden güne artan ve güçlenen dini örgütleri taniyip, tescil etmek yoluna en iyi tuzak olarak yaratilmisti.

ABD'nin yaninda, bu örgütün araya gelmesi yolunda en önemli rol oynayan, Pakistan ile Arabistan ve baska Arap emirliklerinin beklentileri de az degildi. Örnek olarak Pakistan'da, o ülkenin milletçileri ile asiri dinçi örgütleri, yaptiklari çabalarindan dolayi kendilerinin zeferi ve yurtlarinin büyüme düsünü gördüler ve Afganistan'i kendilerinin bir vilayetleri sifatina saymaya basladilar. S. Arabistan ile baska Arap emirlikleri de bir yandan Vehhabilik yolunun Afganistan'da yayilmasi olanagini ve baska yandan da bu ülkeyi Arap milletçilerinin örgütlenme yeri ve tehlikeli durumlarda da siganagi olacagini düsünmüstüler.

Koyulmus bu tuzaklari bilen ya da bilmeyen Pestunlar, milletçisinden milletsizine kadar ve solcusundan sag ve dinçisine kadar hepsi birlikte, tehlikeye düsen hakimiyetlerini kurtarmak umudu ile "Talip"lere siki sarildilar. Böyleçe, Islam inanci adina Pestun milletçiligi tüm gücüle yürütülmüs oldu ki sonucta on binlerçe Türk bu oyunun kurbani edildiler. Bu oyunlardan habersiz kalan bir takim müslüman Türkler, çesitli ülkelerden, saflikla kendi yasamlarini baskalarin milli amaci için yetirmis oldular. "Talip"ler en kisa zamanda ABD'nin öngördügü tasariyi, on binlerçe kisinin öldürmek, binleçe kisinin asilmak ya da basini kesilmek, binlerçe ellerle ayaklarin kesilmek ve ülkeyi tam anlamda bir iskence ve asaglama yurduna çevirmekle, en iyi gerçeklestirdiler.

Pakistan'nin yönetiminde bir darbe ile götürülen degisiklik, "Talip"lerin bundan artik gerek olmadigini ilk açik simgesi idi. Ancak, onlari artik oyun alanindan çikarip atmak ve Afganistan'i ABD tarafindan "kurtarilmasi" için bir büyük nedeni beklemek gerekirdi ki bu neden de, gerçek yapanlari bugüne kadar belli olmayan, 11 Eylül olayi ile yaratilmis oldu. ABD'nin yönetimi bu olayin faili sayilan Bin Laden'nin ülkesi ve pare kaynagi olan S. Arabistan yerine, Afganistan'a saldirdi. Bu isgala birlikte bölgeyi dogrudan kendi askeri etkisi altina almayi, en azi bugüne kadar, basarmis olmaktadir. Böyleçe Sovyetler Birliginden sonra, bu kez Afganistan ABD'nin isgalina ugradi. Vasington'nun Karmel'i tanilan CIA ajani Kerzayi bu kanli, iskenceler dolu ve sümürgeçilikle sonuçlanan tiyatronun basoyuncusu sayilir. Kendi isgalci amacini örtmek için, ABD yönetimi, bu oyuna ayri batili ve dogulu ülkeleri de sokmustur.



 

_____________________________

* Abdalilar, kendi kökenlerine bakildiginda, Ak Hunlar'dan sayilirlar ki tarihte onlara ayri kaynaklar Eftalit veya Yaftali ya da Aftali deye yazmislar.

** Su çaglarda ana Türkistan bir emirlik ile iki hanliktan araya gelmis üç merkezin idaresi altinda bölünmüstü. Bir yandan bu bölünmeden dolayi sonuçlanan güçsüzlesme ve baska bir yandan da ayrim vilayetler ile bölgelerde oradaki teginler ve beyler ile hanlarin merkezi yönetimden özgürçe hakimiyeti kendi ellerine alarak kamuyu sümürmeleri, bölgeyi Ruslar ile baska sümürgeçi güçlerin saldirisina uygunlastirmis olmustu.

* Bir hükümdarin baskanligi altinda millet meclisi ile idare edilen devlet düzeni.