Dr. A. M. TASKIN
23.01.2002

ADI, BAYRAGI, COGRAFI KONUMU, NÜFUSU

 

3- BU ÜLKENIN NÜFUSU ILE ULUSLARI

a) Avganistan'nin Nüfusu

Bu ülkenin çeliskiliklerden dolu ve en çarpikli konularindan biri, onun nüfusunun sayisi dogrusunda verilen bilgilerdir. Ülkede hakim olan kisiler, kendi kökenlerinden olan ulusu çogunlukta göstermek ve böyleçe haksiz hakimiyetlerini dogrulamak için hep nüfus sayisi ile oynamislar ve bugünlerde de oynamaktalar. Bu güne kader Avganistan'nin nüfusu hiçde dogru ve düzgün sayilmadi, daha dogrusu sayilmak da istenmedi. Hep siyasi hesaplar ve irkçi amaclar yüzünden nüfusun sayisi ile onun etnik ulasimi tahminlere takilip kaldi ve bugüne kader de eskisi gibi yalnizça tahminlere takilip kalmaktadir.

Ilk düzenli nüfussayimi, Avganistan'nin olanaklarina göre, 1965'inci yilda yaptirilmisti. Ancak, bu nüfussayimi da yalnizça Kabil ile onun çevresini kapsamisti. Bundan disari Birlesmis Milletler yardimi ve uluslar arasi uzmanlarnin isbirligi ile yapilmasi 1978'inci yilda öngörülen nüfussayimi, 27.04.1978'inci yilda gerçeklesmis askeri darbeden dolayi, bir yil sonra yaptirildi.

Ancak, bu Moskova'ya takilmis solcu yeni yönetim, ülkede yasayan bütün uluslara esit hak ve özerklikler konusunda önce verdigi tüm sözlere karisi, irkçilik ile milletçiliyi eski yönetimlerden de artirmis oldu. Bu yüzden bu nüfussayimi da bir yandan yönetiçiler tarafindan siyasi ve irkçi amaclarla karistirildi ve baska yandan da ülkede çikan devlet karsiti ayaklamalardan dolayi tam olarak yapilamadi. Ondan beri, ülkede milyonlar kisi bir yandan Sovyetlere karsi yapilan savaslarda ve baska yandan da "Mucahit"ler ile "Talib"lernin irkçi ve etnik savaslarinda öldürüldüler, baska yandan da bu savaslar sirasinda bir kaç milyon kisi komsu ülkeler ile dünyanin dört bir kösesine siginma mecburiyetine kaldirildilar.

Tüm bu gerçekleri göz önüne alsaylik, Avganistan nüfusu ile etnik ulasimi dogrusunda bir sayi söylemek çok agir, belki de yalnis olur. Biz de bu isi, yakin gelecekte olmasi gereken bir tarafsiz ve uluslar arasi örgütler tarafindan denetilen, bir gerçek nüfussayimiya birakiriz. Oyla bir is olmadikça, birisi ben Avganistan nüfusunu bilerim ve bu ulus çogunlukta ve yada sunusu azinlikta dese, en azi yalan söyledigi ve yada bu söyledigi arkasinda bir kötü amaci oldugunu iyice düsünmek gerekir.

b) Avganistan'nin Uluslari

Avganistan adini tasiyan ülkede yasayan ve olardan kimse sormadan üstlerine AVGAN adi takilan kisiler, her bakimdan çok çesitli ve ayri insanlardirlar. Bu çesitlilikni irk, etnik, dil ile inanç bakimindan görebiliriz.

Avrupali bilgiçlernin irklar konusunda bugüne kader, çesitli siyasi ve sömürgeçi amaclarla karismis olduguna ragmen, veren bilgileri dogru ise, Avganistan'da yasayan kisiler üç irktan sayilirlar, demek sari, ak [=beyaz] ve kara [=siya] irklarindan.

Ayri Türk boylari ile oymaklari ve uruglari ile iletlerinden araya gelen ve Avganistan'da Özbeg, Türkmen, Aymak [=Oymak], Kipçak, Karluk, Kirgiz, Kazak, Uygur, Avsar, Kizilbas, . . . adlarla tanilan Türkler ile onlara en yakin kardes olan Mogullar sari irktan olan kisilerden sayilirlar. Bunun yaninda, bu ülkede yasayan Pestunlar ile Tacikler'nin (bir bölümü) yaninda, Belüç, Nuristanli, Peseyi, Signanli, Hindu, . . . adlari ile tanilan çok küçük azinliklar da ak [=beyaz] irkindandir. Bunlardan kalani, demek Arablar ile Saidler gibi çok küçük azinliklar da kara [=siyah] yada Sami irkindan olurlar.

Bu ülkenin çesitli uluslari, bir birinden ayri ve aralarinda hiç iliskisi olmayan, çok farkli dillerle konusuyorlar. Böyleçe, Avganistan'da konusulan dillernin sayisi, ayri Avrupali dilbilgiçlerine göre, bir az abartmali olarak, otuzdan da askin söylenir. Ancak, isin gerçegi buki, bu ülkede konusulan diller üç diller ailesine baglaniyorlar. Bunlardan Özbegçe ile Türkmençe denilen agizlar, Oral-Altay dilleri ailesinden olan Türk dilindenler. Bunun yaninda Pestu, Deri denilen Farsça, Belüç, Nuristanli, Peseyi, Ordu, . . . diller, bir birini anlamamasina ragmen Hind-Avrupali dillerin ailesinden sayiliyor. Yalnizça bir kaç kislakta [=köyde] hala konusulan Arabça da Sami diller ailesindendir.

Inanç bakimindan, Avganistan'da yasayan uluslar, Hindu inançli bir en küçük azinliktan disari, Islam'nin ayri mezheplerine inanan müslümanlardirlar. Islam mezheplerinden bu ülkede en yaygini Sünni mezhebi, onun ardindan da Sia mezhebi ile Ismaili mezhebi geliyor. "Talib"lernin döneminde Vahabi mezhebinin yayinlandirilmasi yolunda da çok çabalanilmisti, ancak nekader bu ise ileri gitmisler, daha bilmiyoruz.

Avganistan'da yasayan uluslar ( irklari, dilleri ile inançlairina gördügümüz ayriçaliklari gibi) etnik bakimindan da farklidirlar. Bu ayrimlari açikça göstermek için, herbir etnik bölümü ayrintalari ile gözden geçireriz:

1. Avganistan'daki Türkler

Türkler bu topraklarin öz ve en eski, baska bir deyisle ilk yerli ulusudurlar. Hunlar, Ak-Hun, Yüçi, Kusan, Gaznavilar, Selcuklilar, Temürliler, . . . gibi büyük Türk kaganliklari da yine su topraklarda Türkler arkali kurulan, kendi çaginda çevresi ile idaresi altinda alan dünyayi hep kendi adalet ve insanseverlik isigi ile aydinlatan, büyük devletler olmustular.

Türkler'nin bu topraklardaki çok eski izini, bir yandan Avganistan'nin ayri yerlerinde yapilan kazilar arkali ele geçirilen tarihi belgelerde ve baska yandan da bu ülkenin kentleri, daglarila irmaklariya verilen adlarla yine bu ülkede yogun kullanilan kavramlarda da görmek gerekir.

Avganistan'da bir küçük bölge bugüne kader de SIYISTAN adini tasimaktadirki, bu sözcügün anlami Iskit'ler yurtu demekdir. Kendilerine Skolot deyen Iskitler'e Yunanlilar Skythen/Scythen, Iranlilar Saka ve Hindular ise Saka adini takanlar. Olar kökenleri ile töreleri bakimindan Türk olan Toharlar, Yüçiler ve Hunlar'a en yakin ve kardes ediler. (Jeannine Auboyer/Dominique Darbois: Afghanistan und seine Kunst, Artia, Prague 1968, S.24.)

Su gibi, Türkistan topraklarindan bulunan kanitlar gösteriyorki, Iskitler devleti adi ile tanilan büyük kaganlik, M.Ö. 8. yüzyilda Türkler'nin Su [=Su] boyu arkali Çu-vadisinde kurulan bir Türk devletidir. Bu büyük Türk devletnin merkezi bugün Kazakistan'da olan Almati kentinin 50 kilometrelik dogusundaki Issik-Kurgan'da ekenliginin olasiligi düsünülmektedir. Bu iddiayi 1961'inci yilda eski Issik-Kurgan'nin çevrelerinde, Prof. Akisov arkali yönetilen kazilar sonucunda, 6 metre yüksekligi ve 60 metre eni olan bir kurgannin bulundugu ve ondan ele geçirilen nesneler isbatlamaktadir. Bu kazilar akiminda bir mezarliktan 31 tonzerfi içinde olan 4000 tane isletilmis altin parçeleri bulundu. Sunundek, türlü heykellerle süslenmis ve ortasinda kuç yada kurta benzer bir hayvannin hekeli olan altin tac da ele geçirildi. Bu kazilar sonucunda ele gelen nesnelerden en önemlisi, içinde yazisi olan bir gümüs kasenin bulundugu, edi. Kase içinde yazilan bu Türkçe yazi 26 harftan araya gelen ve Orkun yazilarina benzeyor. Bu kasenin yazisiya göre, en azi Iskitler'nin kagani Türk olmalidir, çünkü bugüne kader Türkistan'da Türk olmayan hiç bir ulus Türk yazisini kullanmamistir. Yine sunundek bugüne kader Yakut-Türkleri, kendilerine Saha demekteler. Saka sözünün kökeni Türkler'nin Saha boyunun [=bugünki Yakut-Türkleri] adindan çikisi da düsünülmektedir. (Dr. Baymirza Hayit: Turkestan im Herzen Euroasians, Studienverlag, Köln 1980, S.49.) Baska bir degisle Avrupali ve baska irkçi tarihçilerinin tüm çabalarina ragmen Turan'nin "kurgan" lari [=kaleleri] binlerçe yillardan beri kendi bagrinda saklayan izleri arkali onlarin Türk oldugunu kanitlamaktadir.

Türkler'nin töre ve Islam'dan önceki eski inançlarina göre ak [=beyaz] ve kara [=siyah] onlarin yasaminda çok büyük önem tasirdi. Bu yüzden Türkler binlerçe yillardan beri kendileri yasadiklari yerlerle çevrelerinde olan nesneleri de hep ak ile karaya ayirmislar ve onlara Ak-dag, Kara-dag, Ak-irmak, Kara-irmak, Ak-deniz, Kara-deniz, Ak-budun, Kara-budun, . . . adlarini vermisler. Böyle adlarla Avganistan'da çok karsilacaksiniz.

Sunundek Avganistan'da kisilere saygi göstermek için yogun kullanilan kavramlardan biri Yunança'dan gelen "efendi" sözcügü anlamina olan "han" kavramidir. Bu kavramnin anlami M. Kasgarli'ya göre Türkler'in en büyük basbugu, Alp Er Tonga ogullarina verilen ungundur. Ayri tarihçiler onun kökünü Hun kavramina arayorlar, demek Han sözünün Hun'dan köklendigini ilerisürmekteler.

Türkler, bir yandan bu ülkenin öz ve ilk yerli ulusu olduklari ve baska yandan da sayi bakimindan, bugüne kader olarnin çogunlukta olduklari hep iddia edilen uluslardan, çok olmasalar az da olmadiklarina ragmen, en azi 100 yildan bu yana, kendi ülkelerinin siasi yasamindan, planli olarak, uzak saklatilmislar ve bugünlerde de yine, Türkler'nin iç ve dis yagilari arkali, çok yanli olarak bu yola bas vurulmaktadir. Ülkede Türk yagisi olanlarnin siralamasinda, ilk yeri "Pan-Irançilar" ve olarnin arkasindan da Avganlar aliyorlar. Bularnin yaninda dis yagilari da pek az degil, bati komsusu olan Iran yönetimi ile "Pan-Irancilar" bu bakistan ilk sirayi aliyorlar, olarnin ardindan, kendi Türk yagiligi ile hep tanilan, Rus devleti ve onun arkasindan da S. Arabistan ile Türkiye Cumhuriyet'inde fealiyet göstermekte olan, bilerek yada bilmesten, din örtüsü altinda Arabçiligi yayinlamak isteyen türlü örgütler geliyorlar. Bu yagilik nerden kaynaklaniyor deye sorsaniz, yaniti çok da kolaydir. Avganistan içindeki yagilarnin yagiliklarinin kaynagi, bir yandan bugüne kader haksiz yollardan kazandiklari çok yönlü üstünlükler ile ölçüsüz imtiyazlarini yitirmek korkusundan ve baska yandan da bu yolda olarni bugüne kader siyasi bakimdan kullanip ve destekleyerek gelen dis dayilarini küstürmemektir. Ancak, disari yagilara gelinçe, benim bildigimçe bu ülkenin Türkleri, yukarida adlari alinan ülkelernin hiç biriye, hiç bir kötülük yapmamalarina ve bu güne kader da bu düsünçeye olmamalarina ragmen, olarnin kara düsmenliyine maruz kalmislar. Böyleçe, bu yagiliknin kaynagini yalnizça, olarnin "Türk" olduklari ile dünya Türklügü'nün tarihi, cografi ve kültürü konumunda aramak gerekir.

Herne ise Avganistan'da yasayan Türkler'i iyi tanitimi için, olarni burda üç baslik altinda gözden geçirebileriz:

-Türkçe konusan ve kendini de Türk sayan Türkler; Avganistan'da Özbeg, Türkmen, Aymak/Oymak, Kipçak, Karluk, Kirgiz, Uygur ile Kazak adlari altinda tanilan kisiler bu ülkede yasayan Türkler'nin bu bölümündenler. Bunlardan herbirinin konusunda asagida ayrintili konusacagiz.

Özbeg, sözcügü bir etnik kavram degil, belki çesitli Türk boylari, oymaklari ile urug ve iletlerinden araya gelen bir siyasi birlesimdir. Bu kavramin dogru yazilisi "Özbeg" olarak yazilisidir ki, asil, gerçek bey ve yada kendinin beyi anlamlarindadir. Ancak, "Özbek" olarak yazildiginda onun anlami degisir, çünkü M. Kasgarli'ya göre "beg" sözcügünün anlami, bey, koca, evli erkek ise, "bek"nin anlami da muhkem, kavi, pek, saglam ve siki demekdir ki, buna göre "Özbeg" yazilisi en dogrusudur. Bu kavramin araya gelisi konusunda da çesitli düsünçeler vardir. Onlardan biriye göre, ayri Türkler'den yaratilan birlgin adi Özbeg dir ve yine baska bir iddiaya göre Türkler'nin bu siyasi birligi kendi adini Altin Ordu Devleti'nin hakimi olan Özbeg Han'nin (1312-1342) adindan alinmis olsa gerek.

Özbegler'e göre, olar ötken çaglarda, Ming [=bin], Yüz, Kirk. On, Saray, Kongurat, Alçin, Nayman, Argin, Çakmak, Kalmuk, Oyrat, Karluk, Borlak, Boslak, Katagan, Bozay, Tatar, Kirgiz, Yabaku, Macar, Kipçak, Çarik, Kozu, Üngüt, Bayat, . . . gibi 92 Türk boyu, oymagi, urugu ve iletlerinden araya gelen bir Türk Birligi'ni yaratmislar. Ancak, bu küçük tanitimlar Özbegler arasindan yavas yavas yitmektedir.

Özbeg Türkleri, yogunlukta Güney Türkeli ile Avganistan'nin baska bölgelerinde de yasamaktalar. Olar çogunlukta kentlerde elisleri [= el sanati], ticaret, tarim ve çiftçilikle yasam geçiriyorlar. Özbegler, bu ülkede Türkler'nin en büyük bölügünü teskil ederler. Onlarin sayisini ayri kaynaklar 52 yil önce de bir milyon olarak yazmislardir.(Charles Warren Hostler: Türken Und Sowjets, Alfred Metyner Verlag, Frankfurt am M., 1960, S. 105.) Bugünde de çesitli kaynaklar, bilir bilmes yada ayri siyasi ve irkçi amaclardan dolayi, yine ayni sayilari yazmaktalar.

Özbeg Türkleri bugün Avganistan'dan disari en çok Özbegistan'da ve onun arkasindan Tacikistan, Türkmenistan, Kirgizistan, Kazakistan cumhuriyetleri ile Rusya Fedrasyon'nu ile ayri Arab ülkelerinde de yasamaktalar.

 

 

Güney Türkeli'den bir Özbeg Hanimi

 

 

Türkmenler, her kesin bildigi gibi Oguz Türklerin'den sayilirlar. Onun anlami da "Türk Men / ben Türküm" demektir. Türkmenler de kendi aralarinda yine Karkin, Sarik, Tekke, Salur, Ersari, Çavdar, . . . gibi ayri oymaklar ile iletlere ayriliyorlar. Büyük Selcukli kaganlari da Türkmenler'den ediler. Türkmen hanimlari dokuyan halilarni, dünya boyu tanilan en güzel halilardan oldugunu, her kimse biliyor. Olar Güney Türkeli'den disari Avganistan'nin Hirat gibi baska vilayetlerinde de yasamaktalar. Yukaridaki kaynak, onlarin sayisini, 52 yil önce 380.000 kisi olarak yazmistir. Türkmenler bugün Avganistan'dan disari Bati ile Dogu Türkistan, Rusya Fedrasyonu, Iran, Irak ve baska ülkelerde yasamaktalar.

 

 

Güney Türkeli'den bir genç Türkmen Hanimi

 

Güney Türkeli'den Buhara tarzina giyinen bir genç Türkmen hanimi

 

 

Aymak/Oymaklar, Avganistan Türkleri'nin önemli kismidirlar. Oymak Türkçe'de boydan küçük bir birlikdir. Bu ülkedeki Oymaklar Temüri, Cemsidi, Firozkühi ile Taymani adli dört oymaga bölünürler. Bu için onlara Dört Oymak anlamina olan "Çar Aymak" adini verirler. Aymaklar'nin büyük bölümü Türkçe ve bir küçük bölümü de Farsça ile konusuyorlar. Olar Güney Türkeli ile Avganistan'nin orta kisimlari ve baska bölgelerinde yasamaktalar.

Iç ve dis Türk yagilarinin yillardan beri, türlü yollardan olarnin Türk olmadiklarini kanitlamak için, yürüten çok yönlü çabalarina ragmen, bugün olarnin Türk olduklari konusu tarih ile bilim bakimindan keskinçe kanitlanmistir. Bugün her kimse, ülkenin içinde olsun ya disarisinda, artik bu siyasi amacli oyunlarnin perde arkasini anlamaktadir.

Kirgizlar, çogunlukta Güney Türkeli'de Pamir daglarinin Vahan adli bölgesinde, çok agir sertler altinda yasiyorlar. Soguknun siddetinden kis aylarinda dünyaya göz açan çocuklardan çok azi yasaya bilirler. Kirgiz Türkleri, Avganistan'dan disari Kirgizistan, tüm Türk cumhuriyetleri ile Rusya Fedrasyonun ve Dogu Türkeli'de yasamaktalar. Olarin ana azuklari ile temel ürünleri tarim ve çiftçilikten geliyor.

Kazaklar, Güney Türkeli'de yasayan Türkleri'nin bir parçasilar. Olarda bu ülkede yasayan baska Türkler gibi temel olarak Güney Türkeli'de ve ondan disari baska vilayetlerde de yasamaktalar.

Yukarida adlari geçen gruplardan disari, yine Güney Türkeli'de sayilari hiç bilinmeyen ve çok az arastirilan Karakalpaklar, Karluklar, kipçaklar ile Uygurlar da yasayorlar.

 

 

Güney Türkeli'den bir genç Kirgiz Hanimi, yeni dünyaya götüren
çocugunu ölümü ardindan yasli bakislarla

 

-Türklügünü bilen ancak Türkçe konusmayan Türkler; bu ülkede Kizilbas ve Avsar adlari ile tanilan ve çogunlukta Sia mezhebli olan Türkler, Avganistan Türkleri'nin bu bölümünden sayilirlar. Olarnin bir büyük kismi 17. ile 18. yüzyillarda ilk Avsarli Nadir Sah ve sonralarda Abdalli Ahmed Han arkali saray ile devletin mali islerini yönetmek için Iran'dan götürülmüstüler. Olar çogunlukta baskent ile büyük kentlerde devlet memuru olarak çalismislar. Ancak, bir yandan saraya yakiliklari ve baska yandan da Türk olmayan ayri uluslarla yakinliklarndan dolayi, yavas yavas olarin etkisi altinda, kendi dillerini yitirerek Farsça'yi ögrenmisler ve bu dille konusmuslar. Bulardan Avganlar arasinda yasayan bir bölümü de Pestu denilen Avgan deli ile de konusuyorlar.

Bundan baska, Hazare denilen etnik grup arasinda olan, Farsça konusan, Caguri Hazareleri da kendilerini Türk olarak taniyorlar. Olarin kendi söylendiglerine göre, olar Büyük Temür'ün kumandanlarindan olan Botay Buga arkali bu topraklara götürülmüs olmuslar. Su gibi Hazareler'den sayilan Seyh Ali ili de kendilerini Türk olarak taniyorlar ve olardan bir bölümü bu güne kader Türkmen adini da tasimaktalar. Bunlarin yaninda Hazareler arasinda kendini Bayat olarak tanitanlarnin sayisi da pek az degil.

Ayri tarihçilere göre, Cingiz Han'nin bu ülkeye saldirisidan önce, Avganistan'nin orta kisimlarinda yalnizça Halaci ile Karluk Türkleri yasardilar. Bu olaydan sonra orada, bir bölümü yeni gelen Mogullar'nin sayisi da artarken, Türkler de Mogullarla birlikte yavas yavas kendi dillerini yitirmeye baslamislar. Olar bugün Türkçeyi bilmeseler de yine kendilerini Türk olarak tanitiyorlar. (L. Temürhanov: Tarihi Milliyi Hazare, Tercumeyi Aziz Togyan, Çaphaneyi Ismailiyan, 1372, S. 37-39.) Bularin yaninda Türk oldugunu da bilen Pestu dilinde konusan Türkler de vardir.

-Türk olup Türlügünü bilmeyen ve Türkçe de konusmayan Türkler; Avganistan Türkleri'nin bu bölümüne, Ak-Hunlar'dan kalan ve Abdalli adi ile tanilan kisiler ilk siraya girirler. Tarihi kaynaklara göre, Hunlar'a Yunanlilar ile Romlular Aftalitis ve Hiyonitis, Farslar da Hion ve Arab ile Fars tarihi kaynaklari de ayri çaglarda Hital, Hitel, Hiftali, Yaftali, . . . deyerek ayri türlere yazmislar ki Abdalli kavraminin kökü de olardan geliyor. Olarnin Türk olduklari bugün her kimseye belidir.

Abdallilar'dan baska Pestuça yada Avgança konusan Türkler'e bu ülkede Galzay [=Halaci, Türk illerinden birinin adi] adi ile tanilanlardir. Olarnin bir dali Iran'da da yasayorlar ki olar, Avganistan Galzay'larina karsi, bugüne kader kendi Türk dilleri ile konusuyorlar. Galzaylar da çogunlukta bir göçebe ulusdurlar.

Bunlardan baska Pestuça konusan Caci ve Mengel [=Mingil, Türk illerinden birinin adi, olmali] adli uluslar da, Türklügünü yitiren, Türkler'den sayilirlar.

Görünüsüce Avganistan'da yalnizça Özbeg, Türkmen, Kirgiz, Kazak, . . . Türk degil, belki bu ülkenin temel ulusu Türk kökenlidir, ancak türlü içeri ve disaridan yönetilen sömürgeçi siyasetlerden dolayi Türkler, öz ülkelerinde çogunlukta olduklarina ragmen, her yanli baski altina alinmislar ve alinmaktalar.


2. Avganistan'daki Mogullar

Türlü uruglar ile gruplardan araya gelen ve Avganistan'da Hazare adi ile tanilan Türk ve Mogul kökenli ulusun tarihi bugüne kader hiçde dogru ve düzgünçe arastirilmamistir. Hazare kavrami Farsça kökenli ve anlami da Türkçe'de bin demekdir. Farsça'da bir ulusun adi olarak onun hiç bir tarihi yada etnolojik anlami bu güne kader açiklanmamistir. Ancak, bu kavrami Türkçe'den Farsça'ya çevirilme olasiligi süphesiz görünmektedir. Türkçe'de "bin" kavrami bir urug yada ilin adini anlatiyor. Böyleçe, "Hazare/Bin"lerden çogunlugunun Türk kökenlik Bin urugundan oldugunu söylemek dogru ve bu konuya bir gerçekçi yaklasim ile saglam çözümü gösteriyor.

Öyleki yukarida söyladik, Hazaraler Mogul ile Türkler'den araya gelen ve kendilerine has olan, ancak arasinda çok Türkçe sözler de karisan, bir Farsça agizi ile konusan ve mezhebi bakimdan da Sia olan kisilerdir. Olar kendilerinin görünüsleri bakimidan da çesitlilikler gösteriyorlar. Hazareler'den bir bölügünün görünüsü pek Mogullara ve kalan baska bir bölümünün de Türklere çok benziyor.

Avganistan'nin tarihçilerine göre, Hazaraler bu ülkede ,Cingiz Han'nin saldirisindan sonra, gelen ulus olmalidirlar. Su gibi yine ayri tarihçiler, olarin bir etnik grup olarak araya gelismesini 14. yüzyilnin ortalarindan baslanmis olasiligini ilerisürürler. (yukarida adi verilen kaynaga bakin) Ancak, bu düsünçeler ile böyle bilimsel açiklamalarnin ardinda en azi son yüz yil içinde Hazareler'e karsi yapilan soykirimlar ile tüm haksizliklari, açikça degil belki örtülüçe aklama amaci yatiyor. Çünkü Cingiz Han, bölgedeki tüm ülkelerde oldugu gibi, Avganistan'da da hep en cani ve en acimasiz kisi olarak karalanan tarihi sahsiyetlerden sayilir. Böyleçe, dolayili yollardan ulusun beyinine Hazareler'e yaptiklari kötülükleri çokta yersiz olmadigini koymak isteydiler.

Hazaraler çogunlukta Bamiyan, Gazni, Gor, Nimroz, Oruzgan, Zabul, . . . vilayetlerinde yasamaktalar. Olar çok çaliskan ve kendi aralarinda bir bütün ulusdurlar. Olar, 20. yüzyilnin baslarinda, Abdulrehman denilen bir cani arkali, 1992'inci yilda da Ahmedsah Mesud, Gülbuddin, . . . ve en sonunda da "Talib"ler arkali ayri bölgelerde soykirmi edilen bir öksüz ulusdurlar.

3. Avganlar

Avgan, Afgan, Pestun, Petan, . . . adlarla tanilan kisiler, ayri agizlarla konusan ve Pestu dili denilen tek ortak baglarindan disari, her bakimdan çesitli ve birbirinden farkli gruplardan araya gelen bir toplulugu düzetirler.

Ilk sirada olarnin, bu ülkede siyasi bakimdan üstlendigi rolu, özetleyerek gözden geçirmek isteyorum. Avganlar, en azi 18. yüzyilin ortalarindan beri bu ülkenin siyasi yasaminda en büyük payi alarak gelmekteler. Bundan dolayi, su tarihten bugüne kader bu topraklar ile onun öksüz ulusuna yapilan her türlü dis saldiri ile sömürgeçiliknin, olarnin basina gelen açlik ile yoksulugun ve kisasi çektigi her türlü büyük yada küçük kaygularinin, ana sorumlusu Avganlar sayilirlar.

Olar ediler ki, asagi yukari yüz yil, kendi ayrim etnik gruplarini ilk siraya sokmak, sömürülmüs bölgelerden en büyük pay almak ve en sonunda da tek basina ülkeyi yönetmek için, biri birine karisi savastilar. Bu savaslardan dolayi, bu topraklari bir yandan yerli kisilerden döken kanlarla boyayip, baska yandan da -çagin en büyük ve en acimasiz sömürgeçisi- Ingiliz'lere satarak, yillarça olar için çalisanlar da yine su Avganlar oldugunu kimse unutmamistir. Ancak, bir zamandan sonra Inglizler'den istedigi parayi ve beklediyi desteyi almadikça, olara karsi çikan ulus da yine sular ediler.

Su gibi 20. yüzyilnin sonlarinda, yine -çagin güçlü ve en cani sömürgeçilerinden- eski Rus-Sovyetleri ülkeye sokarak, milyonlarça suçsuz kisinin ölümü, milyonlarça kisinin de sakat kalmasi ve sunun dek milyonlarça kisinin de en degerli varligi olan yurtu ile tüm varliginin yitirmesine neden olanlar da yine bu ülkenin Avganlari ekenligini biliriz. Sanki bu ülkenin uluslarina çektirdikleri tüm bu acilar az eken, yine su Avganlar "Talib"ler adina, ABD'nin uzaktan kumandasi altinda, Pakistanlilar ile "Al-Kaide" (dökülmek üzere olan Arab milletçilerinin örgütü) teröristlerini ülkede yerlestirerek, bugüne kader dünyada hiç örneyi görünmeyen bir terör düzenini kurarak yüzlerbin yerli uluslarin öldürüp, tüm varligini yagmalayanlar da yine sular oldular. Kisilik adi ile hiç bagdasmayan tüm bu yaptiklari da yetmezken, simdi de çagin en güçlü ve en acimasiz sömürgeçilerinin desteyi ile, ülkeyi yönetmek istemekteler.

Böyle bir siyasi kimligi olan ulusu, soyu ile kökeni ne olsa olsun, yalnizça . . . gerekir. Ancak, bizim amacimiz olarni ögmek [=övmek] yada sövmek degil, belki olarnin gerçek yüzünü ve ne olduklarini tanimak ile tanitmakdir.

Bu ülkenin adi da olarnin adidan alinan Avganlar gerçekte kökleri ile etnikleri bakimidan tek bir ulus degiller, belki ayri irklara ve ayri etnik gruplara bagli olan, bir birinden farkli ve bir biriye karsi, ayri uluslardirlar. Olarnin bagli olduklari irk dogrusunda bu güne kader çeliskili öyküler söylenip, çesitli varsayimlar da açiklanmistir. Çagin gereklikleri ile kosullarina göre, birileri olarnin Samilar irkindan olduklarini, baskalarida Aria'li ekenliglerini ilerisürüp kanitlamaya çalismislar. (Monika und Udo Tworuschka: Religionen Der Welt, Bertelsmann Lexikon Verlag, Gütersloh/München 1992. ve Burchard Brentjes: Der Knoten Asiens, Koehler u. Amelang, Leipzig 1983, S. 49.) Tüm bu çeliskili varsayimlardan yalnizça biri gerçek olabilir, o da olarnin tek bir irk ile tek bir kökenden olmadiklarinin gerçeyidir.

Yukaridaki konuya girmeden önce, olarnin ilk yasam yerlerinin konusunu kisa da olsa görüp çikariz. Pestunlar/Avganlar'nin ilk yurtu bugünki Pakistan'nin sinirlari içinde olan Süleyman siradaglarinin eteklerindedir. Olar kendilerinin bu ilk yerlesim bölgerinden, ortaçaglardan beri kuzey, kuzeybati ile batiya yöneli göçmeye baslayanlar. Bu göçüsler 18. yüzyilda, Abdallilar'nin yönetime gelmesinden sonra, bir daha hizlandirildi. Bu göçler sonucunda, olar bugün yogun olarak, Avganistan'nin dogusu, güneyi ile güneybatisinda yerlesmis olmuslar. (Erwin Grötzbach: Afghanistan, Wissenschaftliche Buchgesellschaft, Darmstadt 1990, S. 70.)

Ülkenin ayri bölgelerinde Kabil yönetiminin desteyi ile bu olaylar olurken, o çaga kader iç sorunlarinda özerk kalan ve dis meselerinde de Buhara Emirligin'den bagli olan Güney Türkeli', bir yandan Almanlar'nin yogun desteyi ile, Türk topraklarina genislenip çok güçlü olan sömürgeçi Çarli Rus devletinin Bati Türkeli'ye ileri giterek Buhara Emirligi'ni sikistirmasi, baska yandan da bu emirliginin kendi içinden çürümesinden dolayi, yine genislemeye baslayan Abdallilar devletinin saldirilarinin karsisinda öksüz kaldi. Ancak, Güney Türkeli tüm bu saldirilara ragmen yine de 19. yüzyilin ortalarina kader kendi özerkligini, tam olmasa da, koruya bildi. Çünkü Abdalli Ahmed Han'nin ölümünden sonra, onun torunlari ile baska Avgan illeri arasinda çikan kirallik kavgalarnin sonucunda Kabil yönetimi kendi kendi çevresi ile ugrasip kalmisti. Olar yalnizça aç kalinça oradan vergi toplamak için Güney Türkeli'ye saldirirdilar. Bu durum, Hindustan'ni sömürgesi altinda alan Ingilizler ile Bati Türkeli'ye ileri gelen Çarli Rus sömürgeçilerinin bir birinin daha ileri getmesinden korku duymasindan ve Avganistan'ni kendi sömürge bölgelerinin arasinda bir duvar olarak kabul etmelerinden dolayi, Güney Türkeli'nin karsisina degisti. Böyleçe, Kabil yönetimi bir güçlü merkezi devlet kurus için bu iki sömürgeçi devletlerin desteyini saglayarak, Türkler ile Mogullara tüm güçü ile saldirarak Güney Türkeli'ni de kendi sömürgesine katmis oldu.

Yukaridaki olaylarin ardindan, 1880'nci yildan baslayarak, Avgan/Pestun'larni Güney Türkeli topraklarinda yerlestirme siyaseti de baslatilip, bugüne kader türlü yollardan, ileri sürülmektedir.

Ayri boylara bagli kalis ile boybilincinin hakimiyeti Avgan toplumunun özelliklerinden biridir. Bu topluluk ilk, bir kaç büyük boya ayrilir, sonra bu boylar da yine illere ve iller de sirasi ile uruglara ayriliyor. Her kimsenin toplum içindeki kimligi onun, bir boydan mi ya ilden ve yada uruga bagliligindan dolayi belirtlenmistir. Baska bir sözle söyleyende her kimsenin toplumdaki yeri önce yazilmamis yasalar arkali belirtlenmis olmustur. Simdi, bu konuyu izlemek üzere, asagida Avganistan'da yasayan Avganlar'nin ana boylarini kisaça görüp çikarz:

Galzaylar: Öyleki yukarida söyledik, olar asilda Halaci denilen, ancak zaman akiminda çesitli siyasi ve toplumsal nedenler yüzünden kendi kökenlerini unutarak, özlügünü yitiren Türk uruglarindanlar. Olardan bir bölümü bugüne kader Iran'da Halaci adina yasayorlar. Ancak, Iran'daki Halacilar, Avganistan'daki Galzaylar'a karsi, kendi Türk kimligi ile kendi dillerini yitirmeyen Türkler'den sayilirlar. Avganistan Galzay/Halacilari bu ülke Avganlari'nin arasinda en büyük gruptanlar. Süleymanhil ("hil" sözcügü Türkçe'deki "il" kavraminin bozulmus türüdür ki, il yada asiret anlamindadir), Tereki, Tohi ile Ender Galzaylar'nin ana uruglarindan sayilirlar. Bu uruglardan her biri yine küçük gruplara da bölünüyorlar. Olar yogun olarak ülkenin dogusunda, Kandahar, Kabil ile Celalabat arasindaki bölgelerde, yasiyorlar.

Durrani/Abdallilar: Galzaylar'dan sonra Durraniler, ülke Avganlari'nin, en büyük etnik grubudur. Abdalli Ahmet Han, 18. yüzyilda kiral olmasinin ardindan, kendi boyunun adini Abdalli'dan Durrani'ye degistirmisti, ki o günden beri artik olar kendilerine Abdalli yerine Durrani demekteler. Durrani anlami da "inciler incisi" demektir. Bu ad degistirmenin nedeni bugüne kader pek açiklanmis degildir. Durraniler, yogunlukta Kandahar ile Hirat vilayetlerinin güneyindeki bölgeler arasinda yasiyorlar. Bir kaynaga göre Durraniler, Popalzayi, Barikzayi, Nurzayi ile Aliküzayi adli ana uruglaridan araya gelirler ki, ona göre Abdalli Ahmet Han Popalzayi urugunun Sedüzayi dalindan olur. Yine su kaynaga göre Eçekzayi ile Alizayi da Barikzayi'nin iki dalidir. (Iric Afsar Siyistani: Mukademeyi Ber Sinahte Ilha, Çadernisinan ve Tevayif Asayiriyi Iran, cüldü 2, Çapi Huma, Tehran 1366, S. 806.) Ancak, baska bir kaynaga göre, Popalzayi, Aliküzayi, Barikzayi, Eçekzayi, Nurzayi, Alizayi ile Ishakzayi Durraniler'nin ana uruglarindanlar. (Erwin Grötzbach: Afghanistan, S. 70.)

Yukarida söylenen iki bölükten sonra, Safi, Afridi, Sinvari, Mohmand, Högüyani, Mengel, Caci, Cadran, Veziri, Kaker, . . . adli uruglar da Avgan denilen ulusun düzeten gruplardan sayilirlar. Bu uruglardan Mengel [=Ming/Bin/il demek olmali], Caci ile Cadran'nin Türk kökenli olduklari düsünülmektedir. Bu gruplarnin tümü Avganistan ile Pakistan arasindaki sinirlarnin orta kisimlarinda yerlesmisler. Olar yillardan beri, türlü yönetimler döneminde, Pakistan ile Avganistan arasinda, hiç biriye bagli olmadan ve hiç biriye vergi vermeden ve sunundek askerlik hizmeti de etmeden, özerkçe yasayip gelmisler ve bu günlere kader de öyle yasam sürmekteler. (Erwin Grötzbach: Afghanistan, S. 70.)

Genellikle Avganlar'dan bir büyük bölümü bugüne kader de göçebelikte yasamaktalar. Olarin devlete karsi, tam anlamda, hiç türlü bir sorumluluklari bugüne kader olmamistir. Bu göçebeler yilin yarisini Avganistan'da geçirseler, kalan yarisini da Pakistan sinirlarinin içinde geçiriyorlar. Böyleçe, olar iki devlet arasinda, hiç bir yasa yada resmi düzene bagli olmadan ve hiç bir sorumlulugu üstlenmeden, özgürçe yasamaktalar.

Göçebe olmayan Avganlar'nin yurtdasligi da bugüne kader hep tek yanli olarak gelmistir. Olar, Avgan kökenlik olduklari için, devlete karsi hiç sorumluklari olmayip, hep devletten hak kazananlar rolunu oynamislar. Olardan bir büyük bölümü -yogunlukta Pakistan sinirlarinda yasayanlari- bügüne kader hep askerlik yerine, subay ve subayliknin da en üst kidemelerine kader yükselip ve savunma bakani bile olabilmistiler. "Avgan'nin anasi hep general ve Özbeg'nin anasi da hep asker dogar" denilen sözü ülkede her kimse biliyor.

Sunundek, olar devlete vergi verme yerine, hep Pakistan'dan götüren kaçak mallari ile silahlari, devlete hiç bir kurus ödemeden, istedikleri yerde özgürçe satabilmisler. Bir Türk kökenlinin, bagçasindan yada tarlasinin bir kösesinden, eger de kendi tüketimi için ektigi bir kaç hasis yada hashas bitkisi bulunup devlet memuru elene geçtiginde, yillar boyu mahkemelere süründükten ve tüm varligini de devlet memurlarina rüsvet verdikten sonra, yine de yillarça cezaevlerinde çürürken, ona karsi, Avganlar tüm tarlarinda, bugday va baska tarim ürünleri yerine hep korkmadan hasis ile hashas ekip, uyusturuçu kaçakçiligina dünya çatina birinçiligi kazanmistilar ve yazik ki bu durum hep böyle izlenmektedir. Yogunlukta, bilginlik, subaylik ile devlet memurlugunun tapusu hep Avgan ile Tacik'e tekellesmisti. Böyleçe, Türk kökenliler ile ülkenin baska yurtdaslarina, tarim, sanayicilik, isçilik, küçük kidemli memurluk ile ticaret kalmisti.

Bular Avganlar'nin, bu ülkenin siyasi, mali, kültürsel dallarinda, oynadiklari rollardan bir kaç küçük ve en kisa örnekler edi. Bu eski düzen, yine eskisi gibi izlenilse yada izlenilmek istenilse, bu ülkede barisi götürmek yalnizça bir ülkü olarak kalacaktir. Bunu böyle olmamasi için, bu ülkenin tüm uluslarina, olarnin irki ile köküne bakmadan, ülke yasaminin tüm boyutlarinda esit hak verilmeli ve bu ülkede yasayan her kimseye esit haki olan ülkedesi sifatina bakilmali. Bu amaca erismenin tek yolu, ülke yönetimini bir federal düzen temelinde merkezçilikten çikarip, tüm büyük etnik gruplara, demek Türkler, Hazareler, Avganlar ile Taciklere çok yönlü özerklik vererek ülkenin varligini korumak, yoksa da onu parçalamak en iyi çözümdür, çünkü sömürülmeden kisiçe ve özgürçe yasamak her ulusun dogal ve tanri verdigi hakidir.

4. Tacikler/Parsivan

Ilk sirada Tacik ile Parsivan kavramlarinin arasindaki çesitligi anlamak gerek. Ayri kaynaklara göre, Tacik kavrami çok eski çaglarda Farslar'nin Arablar için kullanan "Tazi" sözcügünün degistirilmesinden araya gelen bir kavramdir. Baska söylenti ile Tazi Arab demek emis. Ancak, Tacik kavrami sonralar Türkler taraftan tüm Müslüman olanlar ile Türk olmayanlara verilen bir toplu ad olmustur. (Burchard Brentjes: Der Knoten Asiens, Koehler und Amelang, Leipzig 1983, S. 54.) Tazi/Tacik kavraminin anlami geçmislerde ne olsa olsun, bugün Avrupali tarihçilerden çogunlugu, ayri nedenler ile çesitli amaclardan dolayi, Tacikleri Aria irkindan olan bir topluluk olarak görmeye çok özen göstürüyorlar.Tacikler Güney Türkeli'nin Badahsan vilayetinin ayri bölgeleri ile Kabil çevreleri ve ülkenin bati kisimlarinda yasiyorlar.

Avganistan'da yasayan Tacikler mezhepleri bakimindan görüldügünde, yogunlugu Sünni mezhepler. Bunun yaninda, ülkenin batisinda yasayan Tacikler'den çogunlugu Sia mezhepli ve sunundek Pamir Tacikleri ile ülkenin dogusunda yasayanlardan bir küçük bölümü de Ismaili mezhebindendir.

Buna karsi Parsivanlar, bir etnik grup yerine çesitli etnik gruplardan ayri tarihi sertler altinda araya gelen, bir dil birligidir. Parsivan sözcügünün anlami Parsça/Farsça konusanlar demekdir. Böyleçe, olarnin arasinda, Tacikler'nin yaninda, kendi kimligiden yadlandrilmis Türkler (Kizilbaslar, Avsarlar, Aymaklardan bir bölümü, . . .), Said olan ve olmayan Araplar, Yahudiler, . . . katiliyorlar. Tacik olmayanlarnin Tacikçe ögrenip konusmalari hep barisçi yollardan olmamis. Bu is ayri çaglarda dolayisiz baskilar arkali ve ayri çaglarda da dolayli baskilar yolundan gerçektirilmistir. Dogaldir ki Parsivanlar'dan hepsi kendine Tacik yada Fars demiyorlar, belki kendi kökenlerine göre kendilerini Türk, Kizilbas, Avsar, Arap, Said, . . . adi ile taniyorlar. Bulardan Türk olan Kizilbaslar, Avsarlar Sia mezheplidirler. Ancak bu Fars olmayan, sessiz çogunluk, her zaman Fars irkçilari taraftan Farsça konustuklarindan dolayi, kendi ayri siyasi ve irkçi amaclarini gerçeklestirmek için, gerçek Fars olarak gösterilerek kullanilmaktalar.

Avganistan'da yasayan ve yukarida söyladigimiz gibi Tacik yada Fars denilen kisiler, en azi Avganlar'nin hakimiyete geldiklerinden beri Avganlar'nin devlet yönetiminde aliskanligi olmadigidan dolayi, bu ülkeyi birlikte yönetip gelmisler. Bu yüzden bu ülkede yasayan baska uluslara karsi olan tüm sömürgeçilik ile rüsvet ve tüm yolsuzluklara, olar da en azi Avganlar kader, sorumlu ve olarnin suç ortagi olmustular. Ancak bugün, olar kendilerini her kimseden de daha çok yagmalanmis ve sömürülmüs gibi göstererek, Rusiye ile Iran'nin dogrudan dogru ve açik desteyi ile, her kimseden askin hak istemekteler. Olarnin, bu yeni yönetimde baska bakanliklar yaninda, onbinlik nüfusu da olmayan yalnizça bir köyden, üç en önemli bakanligi (iç, dis ve savunma bakanliklari) üstlenmek itemeye israrla durup ve ele geçirmeleri, olarnin siyasi ahlaksizliklarindan bir küçük örnekdir. Olar her gün, disaridaki destekçilerinin çok yönlü kollamasi ile, çesitli yollardan kendi Türk düsmenliklerini göstermek için türlü ahlaksiz ve insanlik disi yollrara bas vurmaktalar.

Tacikler ile Parsivanlar'nin konusan dilleri, Tacikistan ile Iran'da konusulan dillerden her bakimdan ayridir. Tacikistan'da konusulan dil ses, söz ve cümle bakimindan daha orada konusulan Türkçe'nin etkisindedir. Iran'da resmi dil olan Farsça, Tacikçe ile kardes dil olsa da, sah döneminden bu yana yürütülen Farsça'nin Türkçe ile Arapça'dan aritimi yolundaki çabalardan dolayi, pek sonuçlu olmasa da yine kendini Avganistan'da konusulan dilden bir daha uzaklastirmis durumdadir. Avganistan içinde konusulan dil de ayri agizlardan araya gelmistir. Badahsan'da konusulan dille Kabil çevrelerindeki dilnin ve bu ikisini de Hirat yada Gazni ve yada Ferah'da konusulan dille farki çokdur.

Avganistan'da konusulan bu dilnin adi 20. yüzyilnin asagi yukari 70. yillariya kader Farsi edi. Su yillarda onun adi Avganistan'nin devleti arkali Farsça'dan Dari'ye degistirildi. Bu ad degistirmenin ana nedeni o dönemlerde, Iran kirali olan M. Riza Sah arkali yürütülen, asiri Fars irkçiliginin etkisini Avganistan'da durdurmak edi. Buna ragmen, Avganistan'da, yasamin tüm bölümleri gibi, yayinçilik ile basin evlerinin de çok az ve düsük ölçümde oldugundan dolayi, bu ülkenin aydinlari isteseler de yada istemeseler Iran'da yayinlanan eserleri alip okumaya mecbur kaldirilmistilar. Böyleçe, Avganistan aydinlari, Iran'dan saçilan Farsçi ve Ariaçi olan irkçi ideolojisinin etkisi altinda kaldirildilar ve bu durum bu güne kader hep böleyle izlenmektedir. Çünkü, M. Riza Sah taraftan baslatilan irkçilik ideoloji Iran'nin "Mulla"lar düzeni taraftan da en hizla ileri sürülmektedir. Iran devleti, dünyada Farsça'yi ve bu yoldan da kendi ideolojisini yayinlamak için, yilik yüzler milyon dolar pare ödemektedir.

Bu Dari kavrami nerden çikti ve anlami ne deyip sorsaniz, bir düsünceye göre, Dari sözcügünün kökü, saray anlamina olan "derbar" sözünden gelmis olmali ve baska bir düsünce de onu dere, sözünden köklenmis oldugunu ileri sürmekteler. Ikinci düsünce yandaslarinin götürdügü kanitlar pek güçlü degil. Olara göre Dari sözcügü dereden gelen ve onun anlami da derelere konusulan dil olmali. Ancak, tarihi gerçekler buna ters düsmektedir, çünkü Dari denilen dilin derelerde degil, belki saraylarda büydügünü göstermektedir. Böyleçe, verilen ilk düsünce tarihi gerçeklerle uygun geliyor.

Tarihi eserlerden biliyoruz ki, Arablar Asya'ya gelirken, kendileri ile yalnizca Islam kutlu inancini degil, belki Arab dili, töreleri ile geleneklerini, Islam ile katarak, götürmüstüler. Böyle, o çaga kader Iran'da konusulan Pehlevi adli dil, Arab isgalindan sonra yerini Arabçaya vererek ölmüstü ve bugün de, Pehlevi, ölü dillerden sayilir. Bölgede Arab isglindan sonra, Arab olmayan ilk büyük devletleri, Türkler kurmustular. Bu devletler, bölgede Arab dili ile kültürünün etkisini durdurmak için, kendi saraylarinda eski Farsça'dan kalan ayri sözcüklerle Türk dili ile Arab dilinden alinan ayri sözcüklerleri bir birine katarak ondan, bir yeni dil demek Derbar/Saray dilini, kisaçasi Dari dilini, yaratmiis olmustular. Bu dilde kullanilan sözcüklerden asagi yukari yarisi Arabça'dan ve kalani da eski Farsça ile Türkçe ve Mogulça'dan kaynaklanmaktadir. Su gibi Türk kaganlari, kendi çaglarinda, Hindustan'da da ayri Hind dilleri, Arabça, Türkçe ile Farsça'dan asker dili denilen bir yeni dili, demek "Ordu" dilini yaratmistilar ki, bugün de o dil Pakistan'nin resmi dili konumundadir.

Bunlardan disari, Fars irkçilarinin çok övünmelerinin kaynagi olan Ferdevsi'nin yazan "Sehname"si de, Gaznavilar sarayinda yazilan yüzlerçe eserden biri edi. Sunundek, bu dil sonralar yine Selcuklilar tarafindan Anadolu'ya ve Babur devleti ile de Hindustan'a kader götürülmüs olmustu. Mirza Abdulkadir Bedil, Saib Tebrizli, Nizamiyi Gencevi, Mevlana Romi, Abdulrehman Cami, . . . gibi yüzlerçe Türk sairi bu dilde, kendi siirlerini yazarak, ona can ve yasam vermisler. Bu dilde siir yazan Türk sairleri, bu dilnin en büyük ve dünya çatina tanilan kisilerdirler. Türk kirallari ile kaganlari da çesitli çaglarda bu dilde siir yazarak, siir devanlari yaratmislar. Emir Ali Sir Navayi (vezir), Sultan Huseyn Baykara (kiral), Zehiruddin M. Babur (kagan), Mir Alim Han (Buhara Emiri), . . olardan bir kaç örnektir.

Ancak, Türk saraylarinda beslenen bu saray dili, demek Dari/Fars, sonralar Fars irkçilarinin elinde, kendi kültürsel üstünlügünü kanitlamak için bir araç olarak kullanilmaktadir. Iran nüfusundan yarisindan askininin Türk olmasina ragmen, orda Türk dili, devlet arkali yürütülen dil siyasatidan dolayi, Farsça'nin çok yönlü baskisi altinda kaldirilarak, ezilip gitme ile maruz kalmaktadir. Bu durum Avganistan'daki Türkler için bir daha çok tehlikeli olmus ve olmaktadir.

5. Baska uluslar

Yukarida söyledigimiz uluslarnin yaninda, yine bu ülkede Belüçler, Nurustanlilar, Arablar, Peseyiler'den baska çok küçük ayri etnik topluluklar da var. Bulardan Belüçler Avganistan'nin Iran ile Pakistan ortasindaki sinir bölgesinde yasamaktalar. Olar da, Ingilizler'nin sömürgeçi siyasetinin sonucunda, bu üç ölke arasinda bölünmüs bir ulus sayilirlar. Belüçler, Nurustanlilar ile Peseyiler kendi dilleri ile konusurken, Arablar'dan, bir küçük bölümüden disari, büyük bölümü Dari dilinin kendilerine özel olan bir lehcesini kullaniyorlar. Arablar'dan bir bölümü kentlerde yasarken baska bir bölümü de göçebe olarak yasamaktalar.