TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN PARTİLERİ    

Bölüm, yan, orun, . . . gibi türlü anlamları olan Latince kökenli ‘’ parti’’ sözcüğü bugünlerde de ayrı alanlarda birbirlerinden ayrı ve türlü anlamlarla kullanılmaktadır. Ancak buradaki amaç, onun çeşitli anlamarının arasından biri ve en önemlisi olan, bir toplumun siyaseti ile yönetimine karışma ve en sonunda onun yönetimini ele geçirme amacı üzere, eş ya da birbirlerine yakın siyasi düşünceye, ınanca, ülküye, . . . bağlı olan kişiler arkalı kurulan siyasi topluluk anlamı yanı sıra onun Türkiy Cumhuriyeti’ndeki durumuna bir kısa bakıştır. Başka bir deyimle, bir ülkede kurulan parti ya da partiler kendilerine göre, o ülkenin yönetimi ile toplumunun yaşamından alğıladıkları olumsuzluklar yanında gördükleri eksiklikler ile yetersiz buldukları tüm konumları değiştirmek ve kendi isteklerine uyğun düzeltmek çabası yanı sıra, toplumyaşamının tüm alanlarını da doğruluğu ile köniliğine ınandıkları ülküleri ile dünyabakışlarına dayanan taslaklara uyğun diğiştirilmesi için da çabalanadılar ve doğal olarak da çabalanmalılar. Bu demek, bir toplumun ayrım yaşam alanlarında bir değişimin gerekliği ya da o toplumda duyulan ve alğılanan bir eksikliği ya da ayrım boşluğun duyulduğu çağlarda, bir partinin çatısı altında yığılıp örgütlenen kişiler, kendi anlayışlarına göre doğru ve gerekli bildiklerini diğiştirmek ve bulunan boşlukları kapatmak istemeleri çok da doğal bir işlem sayılır.

Şunu vurğulamak gerek, çoğu partilerin kuruluşuna öz ve ana amaç bir küçük ya da büyük olan toplumun ya da o toplumda yaşamakta olan kişilerin özdekli veya tinli değerleri ya da var olan yönetimi değiştirmek olmuştur. Bunların yanı sıra bunu da bilmek gerek, her bir çağda ve her bir toplumda partilerin kuruluş nedeni kişiler ile kişilerden yaratılan toplumların sorularına çözüm bulmak olmuştur ve bu konumun tersi, demek kişiler ile onların kurdukları toplumların partiler için yaratılış ınancı bugüne kader hiç de görülmemiştir ve görülmesi de pek doğal değildir. Şunu da unutmamak gerek, çoğu çağlarda ayrım toplumlarda, kurulmuş partilerin bir takımı ise belli dünyabakışı ile tinli ülkülere de dayanır ve kendi dayandığı dünyabakışı ile ınandığı ülküyü toplum arasında yayılıp yaşamasını uyğulamak için de çabalanılır. Bu açıdan bakıldığında ise ayrım partiler kişiler yaşamının tüm alanlarını kapsayan ve yönlendire bilen tanrı varlığına dayanan ınanca, başka bir takımı da tanrısızlığa bağlı solcu ülkülere ve yine birileri ise ulusçuluğa dayanmış sağa takılan ülkülere ınanarak veya da ınanmayarak takılırlar ve kişileri takıldıkları bu ülkülerin ilkesi ile kapsamında yaşatmaları için çok çeşitli yollardan baskı altına ala bilirler.

Böylece bir ülkede kurulan parti veya da partilerin öz ve gerçek amacı ise, o ülkede yaşamakta olan kişilerin var olan tüm özdekli ve tinli baylıklarını koruyup da yüceltmek yanında, onların yaşam ve geçim koşullarını da iyileştirmek için türlü türlü yollar arayışı ile taslaklar da üretmek ve önüne koyduğu amaçlarına kolayça erişmeyi uygunlaştıran yönetimi sağlaş, demek ülkeyi kendi tasarılarına uygun yönetmek için ortaya çıkmış olmuş ve olmalıdır. Ancak, bugüne kadar çoğu ülkelerde göründüğü gibi Türkiye Cumhuriyeti’nde de kurulup yaşamış partilerin çoğu pek böyle olmamıştır. Görülen şu ki, bu konuda da Türkiye Cumhuriyeti’nde batılı ülkelerden çoğu zaman bilinir ve ya da bilinmeden göçürülüp alınan başka çok konular gibi biraz başkaça algılanılmış ve biraz da tersine anlanılmış gibi görünmektedir. Başka bir deyimle, Türkiye Cumhuriyeti’nde partilerin çoğu bu ülke ile onun ulusuna hizmet için kurulmuş değil de, Türkiye Cumhuriyeti ile onun ulusu ise bu partiler için yaratılmış görünümü vermektedirler.

Gördüğümüzce, birisinin koşturduğu batılı otluklarında baslanmış ve onun öğretim ocaklarında eğitilmiş, yadköklü aksak “kıratı” bu ülkeyi toz duman ederek, batı “dömüz”lerinin yemine çevirip gitmiş ise, bir başkası da ağılı ‘’arı’’ olarak acun (dünya) güzeli bu ülkenin çiçeklerinden yığıp avladığı balları yad peteklerine toplayıp başkalara yedirmiş, yine biri de ulusçuluk, . . . adına ucu sivri ve ağılanmış “ok”ları ile hep Türkiye Cumhuriyeti’ni yağmalayıp göksünü amaçlamış ise, başkası da Türkler için en kutlu ve değerli olan adlar ile simgeleri kullanarak Türk gençlerini yad sazına uyğun oyunlarla özgeler asığı(çıkarı) için sokaklara dökerek Türkler’le ulusçuluğu ve ülküçülüğü kavğa olarak gösterip de kötülemiş olmuşken, yine şunlara benzeri bir sıra başkaları da o ya da bu simgeler ile belgelerle, ipi uzaklara bağlanan ‘’Kara Göz’’ oyunckları gibi ‘’Gladio’’, . . . adları altında bu ülke ulusunun çıkarları karşısına oynatılmışlar. Bunların dışında, Türkiye Cumhuriyeti ile Türk ulusunu doğrudan yağmalayıp da onları hor gören ve türlü kötü amaçlarla kurulup, ayrılıkçılık ile bölücülük ve bunlara benzer başka yasak işlere el vuran böylesi partilerden bugüne kadar yirmibeşinin kapatılması, bu ülkedeki partilerdurumunun en açık ve saçık bir yankısı deyebiliriz.  

Bunlar da yetmez gibi yine de Türkiye Cumhuriyeti ile Türk ulusu, yıllardan beri bu ülkeyi kendinin yakıb kavuruçu ve yıkıb savuruçu oduna tutaştıran ‘’kara ışık’’lıların gölgesi ile kılavuzluğunda, güçünü ıraklardan alan ve teli uzaklara bağlanan yanmış ‘’lamba’’cıların yönetiminden dolayı ayrılıkçılıkla bölüçülüğün etkisi altına kalması bu ülke ile ulusu için en büyük talihsizlik değil ise ne olabilir?

Partileri içeride aşiretler ‘’ ağa’’ larının yanısıra, tarikatlar “şeyh”leri ile ‘’pir’’ lerinin ve dışarıda ise büyük ve çok güçlü ‘’dernek’’ler ile tekellerin etkisinde, öğretimi ile eğitimi, basını ile yayını, kamu iletişimi ile başka tüm tinli ve özdekli alanlarının en büyük  ve önemli bölümleri, kökü ile bağı yad illerde düğülen tekeller ile özel ve gezli kurumların elinde olan bir ülkede, böylesi işlerin olmaması doğal olmasa gerek diye düşünmek, gerek değil mi?

Köktaş
23.12.2009