Dr. A. M. Taskin

 

GÜNEY TÜRKELI EDEBIYATINA GIRIS

 

Güney Türkeli'nin, asagi yukari yüz yildan bu yana, Kabil yünetiminin sömürge bölgesi oldugundan dolayi, bu ülkede yasayan Türkler yalnizça, her ulusun dogal ve tanri'dan olara verilen haki olan özgürlüklerini yitirmediler, belki tüm maddi ve manevi varliklari da yad ellerden götürülen bir avuç kültürsüzlerin yagmasina maruz kaldirilmis oldu.

Bu sömürgeçiliknin, buradaki Türkler'nin kültürüne açan yaralarindan en derin ve acilisi, olarnin dili ile edebiyati dallarinda yaratilan yaralardir. Tarihsiz, dilsiz, töresiz ve kisaça tam anlamda kültürsüz bir ulusun yönetime geçmesinden dolayi, ülkenin vari yoku ile onun kisilerinin geleceyi bir avuç hirsiz ile saçma kisilernin eline düstü. Böyleçe dünyanin en eski, en bay ve en güzel dillerinden olan Türkçemiz de türlü saldirilara maruz kaldirildi. Bu kültürsüzlerin bilim ile egitime yeterli ne demek belki de hiç deger vermediklerinden dolayi bu ülkede yasayan her kimse ve o sirada Türkler de bilimsel bakimdan, yüzlarca yil arkaya sürdürüldüler. Bu kara günlerden de yine en büyük zarar payi Türklere düstü.

O çaga kader, öz ana dili ile inancina bagli gerekli bilgileri ilk kendine yakin olan camilerde Yeseviler, Nevayilar, Mesrebler, Füzulilar, . . . devanlari ile siir kitaplarindan ögrenen ve ondan fazlasini ögrenmek isteyenleri de ögrenimini büyük medreselerde, eski çaglarda Buhara medreselerinde, izlerdiler. Ancak bizim yurtta, o eski ögretim yeri olan camiler ile medreseler ornunda, çagin gerekliklerine uygun olan çagdas okullar ile yüksek ögretim yerlerinin kurulusu bir az geç degil, belki de bu günlere kader merkezi yönetim tarafindan düzgünçe kurulamadi ve kurulmak da istenilmedi.

Ancak, Kabil sömürgeçileri, türlü siyasi ve irkci nedenlerden dolayi, ülke gelirinin büyük bölümünü, çogunlugu Avganlar'dan ulasan bölgelerde okullar açarak tüketirirken, baska bölgelerde, özellikle Güney Türkeli'nde, yalnizça büyük kentlerde çok seyrek olarak, ilk dört ve sonralar alti, dokuz sinifli okullar ile, 70. yillarda da bir kaç liseyi açitirdi. Devlet arkali Güney Türkeli'nde kurulan bu yeni okullar seviyesinin, çesitli nedenler yüzünden çok düsük oldugu bir yandan ve bu okullarni bittirdikten sonra da geleceyiye yönelik kimseye hiç bir umut vermemesi de baska yandan ve bütün bularnin yaninda yine bu okullarda ders dilinin Türkçe olmamasi, Türk insanlarnin bu okullardan uzak durmalarina neden oldu. Bundan dolayi Türkler, ülkedeki baska uluslara göre, türlü bilim dallarina, en az uzman ile bilgine sahip olmus oldular.

Iyiçe bakildiginda, kurulan bu okullar, bir yandan Türkler'nin yasaminda hiç bir iyi degisim götürmesken, baska yandan da en büyük darbeyi olarnin diline uvrmus oldu, çünkü okula giten çocuklar baska Nevayi, Yesevi, Mesreb, . . . de okumadilar, daha dogrusu okuya bilmeme durumuna kaldilar. Bu yollardan Türkçe yavas yavas Dari/Farsça denilen dilnin etkisi altinda birakildi.

Böyleçe, merkezi devletin yürütügü dil siyasetinden dolayi, demek bir yandan bizlere kendi dilimiz olmayan ancak devletin resmi dilleri olan, Dari ile Pestu dillerine ders veren okullar üzerinden ve baska yandan da yeni kurulmaya baslanan yayin ile basinin da Türkçe'ye olmadigi yüzünden, güzel Türkçe'miz çok yönlü olarak türlü baskilar altinda kaldirildi. Sanki bular da az eken, onun üstüne yayin dili Türkçe olmayan radyo yayinlari da yüklendirildi. Tüm bu çok yönlü saldirilarla bas basa birakilan Türkçe, kendini yalnizça okuma yazma bilmeyen kisiler, köylüler ile agizdaki edebiyat ve siir yazis araçiligi ile, yarali va sakat da olsa, saklaya bilme çabasina kaldirildi. Türkçe'nin yerinde baska bir dil olsaydi, çok önce ölmüs olurdu.

Tüm bu olaylara ragmen, 20. yüzyilnin 70'inci yillarinda Güney Türkeli'de, okuma dili Türkçe olmasa da, okullar sayisi bir az yükselmeye baslarken, ülkede askeri darbeler, silahli çatismalar ile ayaklamalar ve iç savas dönemi baslatildi. Bu dönemler de egitim bakimindan en büyük darbeyi yine Türklere vurmus oldu.

Bu sömürgeçilik ile Kabil yönetimleri arkali yürütülen Türklere karsi siyasetler ve bu ülkede olup geçen içeriden ve disaridan gerçeklestirilen oyunlar ile siyasi olaylardan dolayi, bu yurtlarda kendi dilinde okuma yazma bilen Türkler'nin sayisi pek azdir. Özetlerle yazdigimiz tüm bu olaylara ragmen, bizin bozkirlandirilmis edebiyatimiz yurtunda, siir yazis ile siir okuyus bugüne kader de, solmayan songülümüz ile son umudumuz olarak, kalmis ve kalmaktadir. Çünkü siirden disari, edebiyatnin baska dallari, yukarida söylenen nedenlerden dolayi, bu bölgede çok az beslendirilip yayilmis ve böyleçe o dallarda çok az ve seyrek eserler yaratilmis ve yaratilmaktadir.

Eskilerde siirlernin konusu yogunlukta dogal güzellikleri, sevgi ile övgüler eken, son yillarda ülkede olup geçen olaylar ve savaslardan dolayi, bu durum degismis oldu. Böyleçe, yukarida söylenen konular yerini çogunlukta ülkenin günlük sorunlari, savasin acilari ile ondan gelen gözyaslari, milli istekler ile ulusal ve bölgesel dilekler, . . . almis olmustur. Sunundek, siir kurallari ile sanati bakimindan da bugüne kader siirlerimiz, dilimiz ile onun siir söyleme tüzüklerine uygun olmayan, Arab siir yazma sanatina bagli kalmistir.

Simdi, Güney Türkeli edebiyatinin siir bagçasinda yetisen sairlerden bir kaçini sizlere kisaça tanitarak, olarnin yazdiklari eserlerinden ayri örnekler seçerek sunariz.